Hayaller Neden Paris?

Fransa ile ilgili yazılarıma Fransızca cümlelerle başlama geleneğini devam ettireceğim;

“Vous ne pouvez pas plaire a tout le monde vous n’etes pas un pot de nutella” – “Herkesi mutlu edemezsin, nutella kavanozu değilsin

Öncelikle uyarayım bu bir gezi yazısı değil. Tıpkı Karaburun yazım gibi kendim için yazdığım bir Paris hikayesi. Eğer Paris gezi notlarımla ilgili bilgi almak istiyorsanız aşağıdaki linklere tıklayabilirsiniz.;

Paris‘e iki kez gitme fırsatım oldu. Bu şehri sevenler de var sevmeyenler de; ama ikinci gidişimde net olarak karar verdim ki şimdiye kadar Avrupa’da gördüğüm yerler arasında beni en çok büyüleyen, “keşke hiç dönmesem” diye düşündüren şehir burası.

Bu zamana kadar İstanbul’u hiçbir şehirle aldatmayı düşünmedim, nereye gidersem gideyim “yine de Boğaz ille de Boğaz” dedim; ama Paris’te demem.

Şehrin mimari olarak bir bütünlüğü var, binaların hemen hemen hepsi kahve tonlarında. Ferah, binalar üzerinize yürümüyor. Gökyüzüne geniş bir açıyla bakabiliyorsunuz, nefes aldığınızı hissedebiliyorsunuz.

Her köşesi estetik kokuyor. Ağaçları nizami olarak budanmış. Aynı aralıklarla her yere standardı koruyacak şekilde sıralanmış. Ağaç demişken şehrin kalbi parklarla atıyor. İstanbul’da yeşilden o kadar yoksunuz ki, Paris’e gidince tek dezavantaj çoktandır unuttuğum bahar alerjimin coşması oldu bundan bile mutluluk duydum.

Yaşayan, cıvıl cıvıl; hergün sokakta, metroda, orda burda renkli görüntülerle karşılaşabileceğiniz aktivitesi, etkinlikleri hiç bitmeyen bir şehir.

Paris’te yaşanır; ama pek çok büyük şehirde olduğu gibi paranız varsa bir başka yaşanır. Gastronomi açısından dünyanın sayılı şehirlerinden biri. Modanın kalbi, sıradan sokaklarında dahi Chaneller sıralanmış durumda.

Yaşanmışlığında geçmişin de etkisi var. Mezarlıkta bile bunu hissedebiliyorsunuz, Pere Lachaise Dünya’nın her köşesinden pek çok ünlünün(Ahmet Kaya, Yılmaz Güney dahil) gömüldüğü yer. Louvre, sanat tarihi ile ilgili kişilerin sanırım 5 gün kalsa sıkılmayacağı bir müze. Paris’te bütün müzeleri hakkıyla gezmek zaten 3-4 günlük turistik gezilerle yapılabilecek bir şey değil.

Bir köşesinde sokaktan falafel alıp yerken, köşeyi dönünce Victor Hugo’nun evine çıkabileceğiniz; Ressamlar Tepesi’nde volta atabileceğiniz büyülü bir şehir.

Yeni yerleri görmek, keşfetmek varken tekrar aynı yere gitmek çok mantıklı değil benim için. Bu sebeple özellikle Tuileries bahçelerinden dönerken Louvre manzarasını; Concorde meydanında 360 derece dönerek panaromik manzarayı, Pont köprüsünü hafızamda fotoğraf çeke çeke gezdim.

Hayal kurmak bedava, bu da günümün hayali olsun; umarım günün birinde bu şehirde 3-4 ay kalıp keyifle vakit geçiririm.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s