Dut Ağacı-2

Bir dut ağacının altına oturdum, aradan neredeyse bir sene geçmiş. Günlük ruh halim borsa gibi inişli çıkışlı.

Bir dut ağacının altına oturdum, birilerini beklemem gerekiyordu. Düşündüm; “beklemek mi yoksa bekletmek mi daha çok geriyordu beni?” Sanırım yıllar içinde bekletenlere hoşgörüm bir nebze arttı da, beklettiğimde kendimde yarattığım stres hala aynı.

Bir dut ağacının altına oturdum; havada hafif bir esinti, yanımda siyah beyaz bir kedi, karşımda süt mısırcı, her yerde çocuk cıvıltıları… Karneler bugün alınmış. Kırık notlarıyla eve stres içinde gidecek öğrencileri düşündüm. Her yaşın bir sorumluluğu vardı varolmasına; ama çocuklarını yarış atı sanan aileleleri omuzlarından tutup sarsmak istedim.

Bir dut ağacının altına oturdum, kendisine kötü davranılmasından anlayan insanlar geldi aklıma. Black Mirror bölümleri misali insan engelleyebilme özelliğim olsa ilk engelleyeceklerim arasındaydı bunlar.

Bir dut ağacının altına oturdum, yarım bıraktığım her değerli kitabıma karşı başım öne eğik. Her birini tek tek tamamlama kararı alırdım; ama şimdi karar almanın sırası değil.

Bir dut ağacının altına oturdum, burnumda yeni biçilmiş çimen kokusu. Aklıma ektiğim meşe tohumlarım geldi. Yeni yeni anladım ki şu koca dünyada tohumu filizlendirmek kolaymış da kendi bahçeniz yoksa onları ekebilecek, kesilmeden büyüyeceklerine emin olacak toprak parçası bulmak çok zormuş.

Bir dut ağacının altına oturdum yüreğimde minik bir inanç kırıntısı “her şey çok güzel olacak” diyor. Başka bir ses “bekleme geleceği, her şey şimdi de çok güzel” diyor. Hangisi doğru bilmiyorum; ama bu ağacın altında rüzgara, kuşlara, yapraklara, güneşe bakıp sakinlediğimde “hayatta her şey zaten olması gerektiği gibi.“ Zihinle kirletmeye gerek yok bu dengeyi…

Reklamlar

One Reply to “Dut Ağacı-2”

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.