OSHO’dan Tavsiyeler-2

Yazımda OSHO’nun Korku kitabında altı çizilen cümleleri aktarıyorum. İlk yazıyı okumak isteyenler OSHO’dan Tavsiyeler-1 linkine tıklayabilir. İlk yazıda hayata dair genel tavsiyeler yer alırken, bu yazıda daha çok ölüm ve acı konusu ele alınıyor.

OSHO tüm korkularının temelini ölüm korkusuna bağlıyor. Ve kitabın geneline ölüm konusu hakim.

Ölüm Korkusu

♦Eğer yaşamını doyasıya sürdürürsen korkmazsın. Yaşamın sunabileceği doruklara ulaşmış, keyfini sürmüşsen, içinde bir şiiri, bir şarkıyı, bir festivali, bir seremoniyi hissetmişsen ve her anını doyasıya yaşamışsan, zamandan korkmazsın ve tüm korkular kaybolur. Ölüm bugün bile gelse hazırsındır. Yaşamı bilirsin -hatta ölüme kucak açarsın, çünkü karşına yeni bir fırsat gelir, yeni bir kapı, yeni bir gizem çözülür; Ben hayatımı yaşadım, şimdi ölüm kapımı çalıyor; kapıyı açmak için koşacağım- “içeri gel!” Çünkü yaşamı tanıdığım gibi seni de tanımak isterim.

♦Yaşlılığı düşünürsen korkarsın; ama yaşlı insanlar titremiyor. Hastalığı düşünürsen korkarsın. Hastalık olduğunda, insan onu bir gerçek olarak kabul eder. Asıl sorun her zaman psikolojiktir. Fiziksel acı, yaşamın bir parçasıdır. Onu düşünmeye başladığında, bu fiziksel acı olmaktan çıkar, tamamen psikolojik olur. Ölümü düşünür ve korkarsın. Ama ölüm olduğunda korku yoktur. Korku her zaman gelecekteki bir şeyle ilgilidir. Korku şimdiki zamanda olmaz.

♦Bacakların kırılabilir, boynun kırılabilir, kör olabilirsin, her şey mümkün. Milyonlarca olasılık var ve eğer sen mümkün olan tüm bu sorunları kafaya takarsan… Onların mümkün olmadığını söylemiyorum, hepsi mümkün. Kanser olabilir, tüberküloz olabilir, ölüm olabilir, her şey mümkün. İnsan savunmasızdır. Dışarı, yola çıkabilirsin ve bir araba çarpabilir. Sana dışarı çıkmamanı söylemiyorum. Odanda oturabilirsin ve çatı tepene düşebilir! Kendini kusursuz şekilde koruman mümkün değil. Yatağında uzanabilirsin… Ama insanların yüzde 97’sinin yatakta öldüğünü biliyor muydun? Orası en tehlikeli yer! Mümkün olduğunca uzak dur; asla yatağa yatma, çünkü insanların yüzde 97’si orada ölüyor. Uçakla seyahat etmek bile o kadar tehlikeli deği; yatakta olmak daha tehlikeli.

♦Konfüçyus’un en önemli öğrencisi, Mencius ona sormuş, “Ölümden sonra ne olur?” Konfüçyus yanıtlamış, “Zamanını boşa harcama. Mezarına girdiğinde, uzanır ve düşünürsün, şimdi niye zahmet edersin?”

♦Öldüğün zaman ne olacağı korkusu gereksizdir. Ne olacaksa olacak -ve zaten o konuda önceden yapabileceğin bir şey yok. Bilmiyorsun, o yüzden bir ödev yapman, çıkacak sorulara önceden çalışman ya da ne tür insanlarla tanışacağın, onların adetlerini, dilini öğrenmen falan gerekmiyor… Hiçbir şey bilmiyoruz, endişelenmeye gerek yok. Zamanını boşa harcama.

Acı ve Mutluluk

♦Acı orada, çünkü mutluluk orada. Mutluluk, acı olmadan var olamaz. Eğer tamamen acısız bir yaşam istiyorsan, mutluluğun hiç olmadığı bir yaşam sürmek zorunda kalacaksın; ikisi birlikte paket halinde gelir. İnsan bir şekilde dünyanın tüm mutluluklarına sahip olmak ve hiç acı yaşamamak ister. Ama bu mümkün değil. Ne kadar çok mutluluğun olursa, o kadar çok acın olur. Zirve ne kadar yüksekse, yamacındaki vadi o kadar derindir. Vadi istemiyor; ama zirve mi istiyorsun? O zaman zirve de olmaz; zirveler, sadece vadilerin olduğu yerlerde olur. Vadi bir zirveyi mümkün kılan koşuldur.

♦ Benim önerim acı çektiğinde, onun derinliğine inmen, ondan kaçmamandır. Bırak öyle olsun, ona açık ol; olabildiğince hassas ol. Bırak, acı ve onun oku, seni delip özüne kadar ulaşsın. Acıyı çek. Ve mutluluk geldiğinde, onun da özüne nüfuz etmesine izin ver. Onunla dans et.

♦Acı olduğunda acıyı yaşa, mutluluk olduğunda, mutlu ol. Öyle hassas ol ki acının ve mutluluğun her anı harika bir macera olsun. Bunu yapabilirsen acının da güzel olduğunu anlayacaksın. En azından mutluluk kadar güzeldir. Benliğine keskinlik kazandırır, farkındalık getirir, hatta bazen mutluluktan bile fazla. Mutluluk donuklaştırır, bu yüzden zevk içinde yaşayan insanlar daha sığdır. Onlarda derinlik göremezsin. Acıyı hiç tatmamışlardır; sadece yüzeyde bir mutluluktan diğerine geçerek yaşarlar.

♦Acı seni uyanık bir insana dönüştürür. Başkalarının acılarına karşı da merhametli, duyarlı olursun. Acı seni büyütür. Kocaman yapar. Yürek, acıyla büyür. Güzeldir, kendi güzelliği vardır. Ve acının peşinde ol demiyorum; ama acı var olduğunda onun da keyfini çıkar.  Geri çevirme, kabul et, kucak aç, onunla ol. Başta zor, güç olacak. Ama zamanla onun tadını öğreneceksin.

♦Yeni bir şeye başladığında tadını öğrenmek zorundasın. Ve elbette acının tadı da acı olacak, ama bir kez öğrendin mi, sana zeka ve parlaklık kazandırır. Üzerindeki tüm tozu, uyuşukluğu sersemliği alır. Seni, başka hiçbir şeyin yapamayacağı şekilde uyandırır. Acıda, mutlulukta olduğundan daha derin düşüncede olacaksın. Mutluluk, şaşkın eder. Seni içine çeker bilinçten uzaklaşırsın. Mutluluk bir tür kayıtsızlık, unutkanlıktır. Acı, hatırlamaktır. Acıyı unutamazsın. Acı çok yaratıcı bir enerjiye dönüşebilir, meditasyon olabilir, farkındalık olabilir.

♦Acı varken bunu farkındalık, meditasyon, ruhun kesinleştirilmesi olarak kullan.

♦Her ikisi de yuvana ulaşmanın yollarıdır. Biri kendini tamamen hatırlaman, diğeri kendini tamamen unutman içindir. Acı ve mutluluk kullanılabilir, ama onları kullanmak için, çok, çok zeki olman gerekir. Sana öğrettiğim, aptal insanın yolu değildir; benim öğrettiğim zeki insan içindir. Bilgelik yoludur. Var oluş sana ne verirse versin, onu kendin için yaratıcı bir büyümeye dönüştürecek şekilde kullanmanın bir yolunu bul.

OSHO’dan Tavsiyeler-1

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.