Huzurun ve Sevincin 8 Şartı

Mutluluğun Kitabı

Şu aralar “Mutluluğun Kitabı” isimli bir kitap okuyorum. Bu kitap için ruhani lider Dalai Lama ve Başpiskopos Desmond Tutu bir haftalığına Dharamsala’da bir araya geliyor; genel olarak mutluluk ve hayat üzerine derinlemesine bir sohbet gerçekleştiriyorlar. Kitap arada durup düşünmemi, arada bazı kavramları daha detaylı inceleme isteğimi doğurdu. İki bilge kişinin kendi bakış açılarıyla acı, ıstırap, huzur, mutluluk, neşe gibi kavramları ele alması, örnekler sunması sık bulunmayacak bir nimet.

İkisi de çok matrak, birbirlerine sürekli sataşan ama bundan karşılıklı keyif alan, farklı inanışlara mensup olsalar da pek çok ortak noktanın tadını çıkaran, hoşgörülü ve kendi zaaflarını konuşmaktan çekinmeyen insanlar.

Daha önce blogda 14. Dalai Lama’nın İlham Veren Sözleri yazısını yazmıştım. Bugün ise kitapta da yer alan ve aslında “Sevincin 8 şartı” olarak geçen bazı kısımları “Huzurun ve sevincin 8 şartı” olarak ele alacağım. Huzur bizi direkt olarak sevinç, neşe ve mutluluğa götürür mü bilmiyorum; ama huzurlu hissetmek belki de en keyifli ruh hali. Tabii iki lider de günümüzde hep alışık olduğumuz tarzda hızlı ve geçici çözümler değil, içselleştirmek için zaman isteyen bazı eylemler öğütlüyor.

Huzurlu ve Sevinçli Hissetmek İçin Zihnin 4 Şartı

1)Bakış Açısı

“Hayattaki her olay için birçok farklı bakış açısı vardır. Aynı olaya daha geniş bir bakış açısıyla baktığınızda endişe ve kaygı hissiniz azalır.”

Geçmişte yaşadığım bazı sıkıntı veren tecrübelerde bir yerden çok kötü bir yere savrulmuşum gibi hissettiğim oldu. Dönüp baktığımda bugünkü seçimlerimde, kendimi tanımamda bu tecrübelerin etkili olduğunu görüyorum. Ki kendi hayatlarımıza geniş bir açıyla baktığımızda hepimiz görürüz.

Daha güzeli, olayı yaşadığın esnada sana iyi gelebilecek ihtimalleri hissetmektir. Olayın dışına çıkmak, daha geniş bir çerçeveye oturtmak gerekebilir. İlerleyen maddelerde yer alan “kabul etme” başlığı bu konu ile ilintili.

İlginizi çekebilir; Zihni Doğru Yönetmek

2)Tevazu

Bazı araştırmalar kibir ve sürekli “ben” dili kullananların sağlığının daha çabuk bozulduğunu gösteriyor. Tevazu Mevlana’yı da anımsatıyor. Hiçlikten geliyoruz ve hiçliğe gideceğiz, her birimiz evrenin hem eşsiz hem de birbirine çok benzeyen parçalarıyız.

Tevazu kendini en iyi ve “olmuş” görmeyip sürekli gelişime açık olmayı da getiriyor. Fakat bu eksiklik ve yetersizlik yaşamak ve kendini sevmemek anlamında bir tevazu değil.

Bir arkadaşı Dalai Lama’nın “ne olursa olsun zevk alarak; ama hiçbir şeyi fazla kişisel algılamayarak ve olan hiçbir şeyden endişe duymayıp hiçbir şeye alınmayarak, etrafında olan her şeye eğlenir gibi” göründüğünden bahsediyor.

İlginizi çekebilir: Dört Anlaşma

3)Mizah

Mizahın, kahkahanın faydalarına dair pek çok araştırma yapılıyor. Kitapta başta da belirttiğim gibi mizah yönü çok güçlü iki lider var. Ciddi olmalarını beklerken, pek çok an gülümsüyorsunuz. Onların dostluk hissi okur olarak size de geçiyor.

Tutu’nun mizah anlayışı çok hoşuma gitti; Kendimizden hiç emin değiliz ve kim olduğumuzu ortaya koymanın en iyi yolunun başkalarını alçaltmak olduğunu düşünüyoruz, işte bu nedenle, küçülmeye eğilimimiz olduğunu düşünüyorum. Halbuki mizah şöyle demeli: gel yanımda dur ve birlikte bana gülelim, sonra da birlikte sana gülebiliriz. Bu ikimizi de küçümsemez aksine moralimizi yükseltir. Ortak insanlığımızın ortak incinebilirliklerimizin ortak zaaflarımızın farkına varmamızı ve onlara gülmemizi sağlar. Hayat zordur ve kahkaha karşılaştığımız tüm ironileri, acımasızlıkları ve belirsizlikleri kabullenme yöntemimizdir.

Kendinize gülün, gururla ciddiyeti bir tarafa bırakın. Hayattaki mizahı arayın, onu bulacaksınız. “neden ben” diye sormayı bırakıp hayatın hepimizin başından geçen bir şey olduğunun farkına varın. Bu başkalarını kabul etme, hayatın getireceklerinin tümünü kabul etme yetiniz dahil her şeyi kolaylaştırır.

4)Kabul etme

“Eğer derdin için yapabileceğin bir şeyler varsa endişelenmene gerek yok. Eğer değiştirebileceğin bir şeyler yoksa endişelenmenin faydası yok.”

Hayata geniş bir bakış açısıyla bakabildiğimiz, onun dramasındaki rolü mütevazılıkla görebildiğimiz ve kendimize gülebildiğimiz zaman, zihnin dördüncü ve nihai niteliğine geliriz. Bu “hayatı tüm acısı ve güzelliğiyle kabul edebilme yetisidir.” Kabul etme, vazgeçme ve yenilginin tam tersidir. durumu kabul edip, önüne ve yapabileceklerine bakarsın.

Hayatın acı tarafları vardır ve olacaktır. Soru “neden ben?” ya da “bundan nasıl kaçabilirim” değil, bunu nasıl olumlu bir şekilde kullanabileceğinizdir.

Kabul etmek, hayat dilediğimiz gibi olmadığında da onunla bağlar kurmamızı sağlar. Günlük akışa karşı mücadele etmememizi sağlar. Stres ve kaygı beklentilerden kaynaklıdır.

“Ancak şu anı kabul ettiğimizde sırada ne olabileceğini merak ederiz.”

Huzurlu ve Sevinçli Hissetmek İçin Kalbin 4 Şartı

1)Bağışlamak

Bağışlama ile başkalarının haksızlıklarına düpedüz izin vermek arasında önemli bir ayrım vardır. Bazıları bağışlamanın haksızlığı kabul etmek ve onaylamak anlamına geldiğini düşünüp yanlış anlıyor. Önemli bir ayrım yapmalıyız; biri yanlış bir şey yaptığında onu durdurmak için uygun karşı eylemi yapmak gerekebilir. Yine de o kişiye nefret geliştirmemeyi seçebilirsiniz. Burası bağışlamanın gücünün yattığı yer. Bağışlayıcılık kendimizi iyileştirmemizin ve geçmişten özgür kalmamızın tek yoludur. Bağışlayıcılık olmadan bize zarar veren kişiye bağlı kalırız. öfkenin zincirlerine mahkumuzdur, birlikte bağlıyız, mahsuruzdur. Bize zarar vereni bağışlayabilene dek o kişi mutluluğumuzun anahtarını elinde tutar, o kişi gardiyanımız olacaktır.

Çoğumuz küçük köpeklerin bazen büyük köpeklere durduk yere çılgınca havladığına; ama büyük köpeğin hiçbir eylemde bulunmadığına şahit olmuşuzdur. Bazen etkiye tepki ile karşılık vermek yapılabilecek en doğru davranış değildir. Karşılık verecek gücünüzün olduğunu bilmek ve yine de bağışlamak bazen çok daha iyi bir duruştur.

2)Minnettarlık

Dalai Lama sık sık “her gün uyanırken hayatta olduğum için şanslıyım. Kıymetli bir hayatım var. Onu boşa harcamayacağım” diye düşünün der.

Minnettar olmamızı sağlayan şey mutluluk değildir. Bizi mutlu eden şey minnettarlıktır. Her an bir hediyedir. İçinde barındırdığı tüm fırsatlarla birlikte bir anınız daha olacağına dair hiçbir kesinlik yoktur. Bazen zor bir hediye verilir ve bu da zor bir işi başarabileceğimizi gösterme fırsatı olabilir.

3)Şefkat

Araştırmalar gösteriyor ki iki fareden biri yaralı ise diğeri yara kısımları yalayarak tedavi etmeye çalışıyor. Ve yalnız fare daha yavaş iyileşiyor. Ailemizin fertlerinin mutluluğunu isteriz. Bu bizim de mutluluğumuzu etkiler. Aynı şey toplum ve dünyadaki tüm insanlık için geçerlidir.

“Ben ben ben ben” dediğinizde hezimete uğrarsınız. İnsanlar “onca derdim varken nasıl şefkatli olayım” ya da benden istifade edebilirler diye düşünebilir. Şefkati teorik olarak açıklamak zordur. Gerçek hayatta denemek zorunda olduğunuz bir şey bu. Yolda yürürken nazik olmayı deneyin, canınız istemediğinde de gülümseyin. Son kuruşuma kadar bahse girerim ki çok kısa bir zaman içinde kötü özsaygı kalkar. Bu evrenseldir.” Dalai Lama

Öz şefkat: Kendimize şefkatli davrandığımızda kişiliğimizin memnun olunmayan kısımlarını kabul eder ve onları irdelemeye çalışırken kendimizi azarlamayız. Sıkıntılı bir dönemden geçerken kendimize karşı bir arkadaşımıza ya da akrabımıza karşı olacağımız gibi ilgili ve nazik oluruz. Bir açıdan yetersiz olduğumuzu hissettiğimizde kendimize tüm insanların bu hisleri ve sınırları yaşadığını hatırlatırız. İşler zorlaştığında herkesin benzer zorluklardan geçtiğinin farkına varırız. Ve son olarak moralimiz bozulduğunda bu hissi reddetme ya da kendini yargılama yerine merakla kabullenmeyle anlama çalışırız.

En sevinçli halimiz kendimize değil başkalarına odaklandığımız zamandır. Başkalarına sevinç getirmek kişinin sevince ulaşmasındaki en hızlı yoldur. Başkalarının iyi hissetmesi için edilen dua ya da yapılan 10 dakikalık meditasyon bile tüm gün iyi hissetmenize sebep olur.

4)Cömertlik

İslamın 5 şartından biri zekat vermektir. Hemen hemen her din bağış vermeyi öğütler.

Verdiğimizde beynimizin ödül merkezleri aldığımızda olduğu kadar güçlü biçimde ve hatta bazen daha da fazla aktifleşir. Bazı araştırmalar insanların gönüllü biçimde başkaları için para harcadığında kendilerine harcadıklarından daha büyük mutluluk yaşadıklarını ortaya çıkarmıştır.

İşçilerini önemseyen şirketler en başarılı olanlardır. Çalışanlarda “bu benim şirketim” hissiyatı olursa daha yürekten çalışırlar.

Soru ve görüşleriniz için; İletişim sayfasından ya da yorum kısmından bana ulaşabilirsiniz.

 

Reklamlar

Biraz da siz kar(g)alayın!

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.