Ben işin gezi bölümüne geçmeden önce Berlin için değil kendim için uzun bir girizgah yapacağım. Siz doğrudan “Berlin Gezisi” başlığına atlayabilirsiniz. 🙂 Başlığın “yarı romantik” kısmı aslında “hayatı romantikleştir” kavramından geliyor. Bisiklet gezileri, orman yürüyüşleri, banklarda uzun uzun sohbetler, Cadılar Bayramı için kendi balkabağımızı yapmak, film gecesi, tatlı fon sesleri eşliğinde şarap yudumlama… Aradan neredeyse bir yıl geçmiş; ama hayatı kendimiz için romantikleştirdiğimiz her an akılda kalıcı. Bunun için illa birilerine de ihtiyaç yok, biraz özenmek ve yaşamaya hevesli olmak yeterli. 🙂

Yola Çıkmak İyileştirir
Bu çok gecikmeli bir yazı aslında, ama kendi kişisel dergim gibi gördüğüm bloguma eklemeyi borç bilirim. Londra’daki ikinci senemde, 26 Eylül’de tek başıma asansörsüz bir evin ikinci katına taşındım. Metrodan bir ton eşya ile indiğimde bir çocuk halime acımış olacak ki tek kelime etmeden elimdeki valizlerden birini aldı ve merdivenlerden yukarı taşıdı. O an gözüme Hulk gibi gözüktü diyebilirim. Sanırım günlerdir kendisini güçlü tutmaya çalışan bünyem taşındıktan sonra saldı ve grip/nezle karışımı bir şey oldum. Birkaç gün içinde de Berlin’e arkadaşımı ziyarete gidecektim. Gelirim / gelemem diye onun da kafasını karıştırdıktan sonra “gerekirse evde otururuz gezmek zorunda değiliz” diyerek Berlin’e doğru yola koyuldum. Ve bu yarı romantik Berlin gezisi ortaya çıktı. İyi ki de çıkmış, gidince hastalığı tamamen unuttum.

Değişen ve Değişmeyen Huylar
Üniversitede okurken üç yıl Beşiktaş Çarşısı’nın kalbinde bir özel yurtta kaldım.(artık kapanmış maalesef) Dört kişilik küçücük odalarda, bir ranzanın tepesinde hayatımın en eğlenceli dönemlerinin bir kısmını geçirdim. Tuhaf tuhaf huylarım var, ranzaları ve yer yataklarını çok severim. İlk çocukluk yıllarımda ablamla ranzada altlı üstlü yatıyorduk. O zaman tabii ki üst katta kalan ablamdı. Oyun oynarken bazen o ranzayı gemi yapardım, bazen ev yapardım. Yer yatağı da anneanne ya da teyzelerimin evlerinde cümbür cemaat toplanıp odalara sığamadığımız dönemlerden kalma bir anı. 🙂
İşin garibi yurtta kaldığım dönemde hayata ve insanlara karşı töleransım çok yüksekmiş. Odaların kendi banyosu zaten yoktu. Katın ortak tuvalet/banyosu vardı. Beşiktaş’ta her haftasonu inanılmaz bir maç gümbürtüsü kopardı. En sinkaflı marşlar dahil olmak üzere bütün Beşiktaş tezahüratlarını hala ezbere söyleyebilirim. Final zamanlarımıza bu gürültüde hazırlanırdık. Şu an en ufak gürültüye tahammülü olmayan ben o dönem nasıl o kadar rahat, umursamaz ve mutluydum hiç bilmiyorum. Ama çocukken ablamla odaları paylaşmak ve üniversite yıllarında da yurtta kalmak bana alan küçültmeyi öğretmiş sanırım. Londra’da iki senedir çok küçücük yerlerde kalıyorum. Türkiye’deki evlerle kıyaslanamaz bile. Yine de evin küçük olması son derdim bile değil şu an. 🙂

Araştırmadan Gezen Bir Karga
Berlin’e, beraber nice hayaller yeşerttiğimiz yurt arkadaşımlarımdan birini ziyarete gittim. Bu ikinci seyahatimdi. Temel gezi noktalarını az çok görmüştüm. Hayalim koşturmadan, zamana yayarak, bol sohbet ederek arkadaşımla vakit geçirmekti. Zaten şehri bilen birinin yanına gittiğim için önden bir araştırma yapmadım.
Hal böyle olunca seyahat sonrası gezi notlarını aktarmamıştım. Geçtiğimiz günlerde Berlin’deki muhteşem sonbahar/Cadılar Bayramı temalı fotoğraflarımız önüme düşünce yazmaya karar verdim. İşin güzel tarafı yazan bir karga olarak gezi esnasında telefon notlarına her yeri ve küçük notlarımı yazmışım. 🙂 Yoksa bütün fotoğrafları arkadaşıma atıp “burası neresi, şurası neresi?” diye sormam gerekecekti. 🙂

Berlin Gezisi
Charlottenburg
Berlin’de yaşanabilecek yerlere dair hiçbir fikrim yok, ama arkadaşım ve eşinin oturduğu Charlottenburg’a hayran olmamak elde değil. Muhteşem bir mimari, yemyeşil geniş sokaklar, sessiz huzurlu atmosfer. Hiçbir yeri gezmeyip sadece burada da vakit geçirsek mutlu olurdum. İlk günün sabahı bisikletlerimize atladık ve Charlottenburgh civarlarını gezmeye koyulduk. Yurt dışında ilk ve tek bisiklet deneyimim bu oldu. Henüz Londra’da bile sürmedim. Ama Berlin’i çok güvenli buldum.(malum Londra’da motorlular yolunuzu kesip altınızdan bisikleti falan alabiliyor 🙂 )

Berlin’de her mahallenin kendi Kolonie’si oluyormuş. Hobi bahçesi / yazlık ev gibi kullanılıyormuş. Biz gezimize Charlottenburg’un Kolonie’sini gezerek başladık. Minicik minicik evler, bazısı özenli bazısı özensiz bahçeler, muhteşem kuş sesleri. Yine de Berlin ve yazlık ev konsepti, “çabanıza sağlık” dedirtti.:)
Kolonie’den sonra Charlottenburg Sarayı ve bahçesini gezdik. Doğa aşığı biri olarak bahçeye bayıldım, Berlin’in bitmeyen dev yeşil alanları var.
Bölgeye yolu düşenler için hastane ve bahçesinin de atmosferi ve mimarisi çok güzel.

Schöneberger Kürbisfest – Cadılar Bayramı
Berlin’de bu yıl da(2024) 25. kez Schöneberger’de Kürbisfest düzenlenecekmiş. Merak edenler detayları bu linkten alabilir. Benim gezim de tesadüfen o döneme denk geldi.
Festival alanında 20 farklı çeşitte ve 10.000’in üzerinde balkabağı bulunuyor. Standlarda balkabağı çorbası, makaron, lazanya, kiş gibi çeşit çeşit lezzetler var. Ben çok keyif almıştım.

Aynı günün akşamı arkadaşım aldığı kabağı bir güzel oyup aşağıdaki görseli elde etti. Oyduğu kabaklarla da sanıyorum ki çorba yaptı. 🙂 Bu kabak oyma işi bence çok eğlenceli, ama sonrasında sinek vs. olmaması için belli önlemler vardı. Yeltenecekseniz araştırın. 🙂

Berlin’in Temelleri
Berlin’de her ayın ilk Pazar günü müzeler ücretsiz; ama önden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Berlin’in muhteşem Müze Adası en temel gezi noktalarından. Ben ilk seyahatimde Pergamon Müzesi’nden çok keyif almıştım. Ama sanırım şu an 3-4 yıllığına kapalı.

Brandenburger Tor, East Side Gallery, Oberbaum Köprüsü de gezi rotalarımız arasında yer alıyordu. Brandenburger Tor iklim aktivistleri tarafından boyanmıştı, boyalar hala duruyordu. En anlam veremediğim aktivist eylemlerden biri tarihi ya da sanat eserlerine saldırmaya çalışan ergenler.

Arkadaşım Parlamento Binası için rezervasyon yaptırmıştı. Burası da daha önce görmediğim, ücretsiz gezip Berlin’e dair birçok bilgi edinebileceğiniz, kuşbakışı olarak şehri seyredebileceğiniz en mantıklı gezi noktalarından biri. (Birden fazla tur seçeneği ve ücretli versiyonları da var)

Biz ikinci güne Tiergarten ormanında yürüyerek ve uzun bir sohbet molası vererek başlamıştık. Doğa severler ve acelesi olmayanlar için muhteşem bir lokasyon.

Pazar günü Berlin’i bu kadar hareketsiz beklemiyordum. İstanbul zaten malum, Londra da bence İstanbul’u hiç aratmıyor. Berlin’de ise neredeyse her yer kapalıydı. Kreuzberg sokaklarını keşfettik. Bu civarda tesadüfen gezdiğimiz Martha – Kirchengemeinde mimari olarak bayıldığım bir yerdi.

Berlin Gezisi – Yeme İçme
Berlin gezimizde yeme-içme faslımız daha çok hızlı atıştırmalıklar üzerineydi.(ilk gezimde o “en meşhur” dönerciye gittim. Benlik değil.) Ama Münih’de sıradan bir büfede hayatımın en güzel dönerini yemiştim. Münih yazısı yazmadım. 🙁
Curry 61 Berlin
Bu kez currywrust yemeden dönmek istemedim. Curry 61 Berlin’de yedik. Salaş ayaküstü yiyebileceğiz bir mekan. Tekrar yolum düşse gidebileceğim yerlerden.

Fine Bagels
Bir gün ikonik kitapçılardan biri olan Shakespeare & Sons isimli kitapçıyı gezdik. Burası gelmeden önce tek araştırdığım yerdi. İngilizce kitaplar satılıyor. İçinde Fine Bagels isimli şirin bir kafesi var. Bagellar ortalama diyebilirim. Simitin yerini hiçbir şey tutmuyor maalesef. 🙂

Pazar Pazar açık yakalayabildiğimiz bir kafede Berliner de yedik; ama siz daha fazla araştırdığınız bir yere gidersiniz. Benim için tatlı dünyası genelde beğenme garantili. 🙂

La Maison
Kreuzberg sokaklarında dolaştığımız gün nehir kenarında La Maison’da şarap molası verdik. Ben mekanın atmosferinden çok keyif aldım. Yolum düşse yine gidebileceğim yerlerden.

Burgermeister
Berlin’in meşhur hamburger zincirlerinden biriymiş. Bleecker ile birlikte yediklerim arasında en lezzetli hamburger zincirlerinden biri. İlk Burgermeister’ı tuvaletten kafeye çevirmişler. 🙂 Dış kısmında hala kadın / erkek tabelası var.

Böylelikle yarı romantik Berlin gezimin sonuna geldim. Tabii konu Berlin olunca değinilmesi gereken noktalardan biri gece hayatı. Ama ilk gençlik yıllarım da dahil olmak üzere arada deneysel olarak ya da arkadaş sürüklemesiyle gitmek dışında gece hayatına bir ilgim yok maalesef. 🙂 Hal böyle olunca yakın arkadaşlarımın yüzde 90’ı da benim gibi. 🙂
Bu yazıyı yazdıktan sonra yine araştırmadan gezdiğim Aberdeen-İskoçya gezisini de aktarmaya karar verdim. Yeni yazılarda görüşmek dileğiyle…
Londra Sonbahar Önerileri: Bonus Cadılar Bayramı
Soru ve görüşleriniz için; İletişim sayfasından ya da yorum kısmından bana ulaşabilirsiniz.


Biraz da siz kar(g)alayın!