Öncelikle şunu belirtmek isterim “Brighton’da Yaşamak: Londra’dan taşınırken mutlu eden 10 madde”yi henüz Brighton’a taşınmadan önce not almıştım. Yıllardan beri listeleme huyum var. Gitmek istediğim şehirleri listelerim, okumak istediğim kitapları listelerim, bir olayda iyi ya da kötü hissettiğim noktaları listelerim. Kısacası canım sıkıldığında listelerim.
Bazen bir konuyu daha berrak görmemi de sağlıyor. Brighton’a taşınma gündemim olduğunda ve yer yer düşünceli hissettiğimde, şehrin bendeki olumlu kısımlarını listelemiştim. Yazıda bu maddeleri paylaşacağım; ama şu an Brighton’a taşınalı tam bir ay oldu bile. 🙂 Ve tabii maddeler kişisel gündemimde beni mutlu eden konuları değil, şehir özelindeki konuları içeriyor.

Brighton’a Neden Taşındım?
Öncelikle yeni takip eden ya da kaçıranlar için bu konuda bilgi vereyim, bu yıl evlendim. Eşim iki senedir Brighton’da yaşıyordu.(dolayısıyla şehre turist olarak aşinaydım) Eşim haftanın en az üç dört günü ofisten çalışıyor, ben ise bir gün ofise gidiyorum.(işim hala Londra’da Bank’te) Dolayısıyla en mantıklı olan benim Brighton’a taşınmamdı. Ama bir aylık sürede görüyorum ki bu konunun mantık dışında ruh halimi çok hafifleten yönleri de oldu.
Şimdi taşınmadan önce yazdığım maddeleri mercek altına alalım.

Brighton’da Yaşamak: Mutlu eden 10 madde
1)Deniz 🙂
Hayatımda ilk kez Londra’da denizi olmayan bir şehirde yaşadım. Tekrar maviye ve açık denize kavuşmak ve bu kez yüzülebilen bir deniz şehrinde yaşamak çok heyecan verici.
=>Bir ayın sonunda şunu söyleyebilirim, İngiltere’de ilk kez yüzdüm ve o kadar keyif aldım ki! Güzel zamanda taşınmışız.
2)Küçük Şehir
İstanbul ve Londra’dan sonra ilk kez bu kadar minik, pratik bir şehirde yaşamak. Günlük hayatta sahil, bisiklet, paten hayalleri kurmak.
=>Bir ayın sonunda şu raporu verebilirim Brighton’daki lokallerin “uzak” dediği yerler bana burada çok yakın geliyor. Çünkü Londra’da zone-2’de yaşadığım halde bir yere gitmek genelde 40 dakikayı gözden çıkarmak demek. Brighton’da bir park paylaştığımda “orası çok uzak” yazanlar oldu. Halbuki otobüsle 20 dakikada ve keyifli bir yolculukla gitmiştim. Bu benim için çok kısa bir mesafe. 🙂
Sahile belki her gün gittik. Akşam yürüyüşlerimiz ritüel halini aldı. Ben Londra’da yeşilliğe ve muhteşem parklara çok alışmıştım. O yüzden sahilden bu kadar keyif alacağımı düşünmüyordum. Gözüm hep Brighton’ın yeşillik eksiğini(tabii Londra’ya kıyasla) nasıl gidereceğimdeydi. Ama sahil yürüyüşleri muh-te-şem. Sadece günbatımları ya da atmosfer değil, insanları gözlemlemek, uçsuz bucaksız ferah bir hissin içinde yürümek.
Henüz bisiklet ve patene sıra gelmedi. Çünkü taşınmak başlı başına bir mesai. Hala evin eksikleri beliriyor. Ama gelecek notlarım arasında var.
3)Ev Bulma Sürecinin Londra’ya Kıyasla Çok Kolay Olması
Londra’da yaşamayı denemiş herkes bilir ki ev aramak başlı başına bir kabus. Bir kere şehir zaten çok büyük, çok kalabalık, çok pahalı ve sağlam bir güvenlik sorunu var. Özellikle de tek başınıza bir kadın olarak yaşıyorsanız onlarca parametreyi tutturup bütçenize uygun yer bulmak çoğu zaman bir şeylerden feragat edeceğiniz anlamına geliyor. Ki bunlar bazen hiç küçük şeyler olmuyor.
Ben aşağıdaki semtlerde yaşadım;
İkisinde de feragat ettiğim en temel şey yaşam alanımın büyüklüğü oldu. Londra’da hiç paylaşımlı yaşamayı denemedim, ama hep çok küçük alanlara sığmak durumunda kaldım. Son yaşadığım stüdyoda üç yıl kaldım. Muhteşem bir manzarası ve kendi elimle ruhumla yarattığım bir “cosy ev atmosferi” ek olarak yere göre sığdıramayacağım güzellikte bir mahallesi vardı. Ama daha fazla o evde kalamazdım boğulmak üzereydim.
Brighton’da bir gün ev aradık. Evet 6 yer birden gezdik ve çok yoğun bir gündü, ama bir günde evi tuttuk. Çünkü ev aramak istediğimiz iki mahalle vardı.
Şunu çok rahat belirtebilirim, Londra’da bu kalitedeki bir mahallede, bu ölçekte bir eve zaten çok daha fazla fiyat vermemiz gerekirdi. Ama fiyatın da ötesinde böyle bir evin piyasaya girip selam vermesiyle tutulması bir.

4)Güvenlik
Birleşik Krallık’ta Londra dışında gittiğiniz çoğu turistik şehirde güvenlik açısından kat kat daha rahat hissedersiniz. Londra’da en son her altı dakikada bir telefon çalınıyordu. Benim iş telefonum da çalındı. Ki çalındığı yer Londra’nın en nezih, huzurlu yerlerinden biri olan Hampstead Heath’ti. Kıyaslama yapacaklar için belirteyim ben yaklaşık 20 sene İstanbul’da yaşadım. Hırsızlık açısından Londra çok daha güvensiz.
Ama hırsızlık dışında can güvenliğim açısından pek endişe hissettiğim bir şehir değildi. Çoğu zaman bilindik semtlerdeydim. Ve caydırıcı yasalar sebebiyle İngiltere’de kolay kolay fiziksel bir temasa geçemezler. Tabii ki delinin teki çıkıp insanları bıçaklayabiliyor ya da metro raylarından aşağı itenlerin kamera görüntülerini izledim. Bu sebeple metroda hep tetikteydim. Ama bunlar milyonda bir olabilecek vakalar ve biraz da kadersel. Norveç’de olamayacağını da kimse garanti edemez.
=>Ama bir ayın sonunda Brighton’da telefon konusunda o kadar rahat yürüyorum ki. Londra’da bu konu çoğumuzda bir anksiyete sebebi. Sokakta elinize telefonu aldığınız anda tetiğe geçersiniz. Ki benim içerik üreten biri olduğumu düşünürsek sürekli bir gerilim hattındasınız. Umarım bir çare bulurlar.
5)Perspektif
Beni Brighton’da yaşam konusunda motive eden şeylerin başında İngiltere’de iki farklı şehirde yaşam deneyimi elde etmek ve perspektifimi genişletmek vardı. Evet Londra’da yaşamı dibine kadar tattım. Çok da seviyordum.
Ama farklı bir şehir nasıl olurdu? Daha küçük bir yer ruh halimi nasıl değiştirirdi?
Ben merakla beslenen biriyim. Kendime dair bir şeyleri merak etmeyi çok seviyorum. Yepyeni bir deneyimi haneme katmak çok mantıklı geldi. Örneğin eşim İskoçya’dan Brighton’a taşınmıştı. Oradan aldığı deneyimle hayatı daha farklı yorumladığını düşünüyorum.

6)Bi Cool Bi Chill 🙂
Brighton denince akla sahili, martıları ve lgbtq başkenti olması gelir. Mesaiden sonra şipidik terliklerinle denize girebileceğin bir şehirde yaşamak başlı başına bir rahatlıkken, Brighton’ın her renkten kişiyi ve kişiliği kapsaması ve normal bulması müthiş.
“Londra da böyle” diyebilirsiniz.” ama hayır değil. Londra’nın ücra köşelerinde bir eczanede kısa süre çalıştım mesela. Hiç öyle “rahat” hissedebileceğiniz bir hali yoktu. Brighton’da kafanızda huniyle de dolaşsanız, tüm günlerinizi 80ler modasıyla da geçirseniz, bikininizle de gezseniz “Brighton işte ya” denir geçilir. Lokaller onu bile demez. Çünkü dikkatlerini çekmezsiniz.
Akdeniz şehri havasında, başına buyruk bir havası var.
7)London’ım da London’ım
Londra’ya çok aşığım. İstanbul ve Londra benim için bambaşka. Turistik olarak da Paris’i ikisinini yanına koyabilirim. Tüm çetrefilli, kaotik, zor, deli dolu şartlarına rağmen asla bıkmayacağım tarzda iddialı şehirler. Kendinizi tüm ülkenin merkezindeymiş gibi önemsediğiniz, tuhaf hissettiğiniz şehirler. 🙂
Dolayısıyla Brighton’a taşınırken beni en mutlu ve motive eden konuların başında Londra’ma olan yakınlığı vardı. Şu bir ay içinde de zaten hem iş hem gezmek için Londra’da bulundum.
8)Günübirlik Lokasyonlar
Ben her zaman Brighton’a taşınma ihtimalimi göz önünde bulundurduğum için Brighton çevresindeki bazı yerleri gezmemiş ve saklamıştım. Dolayısıyla beni motive eden maddelerden biri buydu.
=>Bir aylık periyodda buna zaten vaktim olmadı ve çok sıcak. Ama şunu belirtmeliyim, Londra günübirlikte seyahatin vahası. Brighton, Londra’nın yanında çok küçük bir yelpazeye sahip.
Olumlu konulardan biri ben zaten Londra’dan gidebileceğim günübirlik lokasyonların çoğunu tamamlamıştım.
9)Yeni!
Maddelerimden biri de “yeniliğin getirdiği enerji”ydi. Londra yukarıda da yazdığım gibi senelerce de yaşasam heyecanını yitirmeyecek bir şehir. Ama artık lokal olmuştum. Brighton’ın renkli sokakları, kitapçıları, kafe ve restaurantları, eğlence mekanları, atmosferi, insanları bana heyecan veren noktalardan biriydi. Bir de tabii tekrar normal bir eve kavuşmak ve bu kez yalnız olmamak da şehri bir kenara bırakırsak en tepe gündemlerimden biriydi.
10)Hiking & Trekking
En son İngiltere sahil şeridinin boylu boyunca yürüyüşe açıldığını okumuştum. Bu tabii günler sürebilecek bir yürüyüş. Geçmişte blog yazılarında da yazmışımdır yürüyüş rotaları benim gündemimdeki konulardan biri. Önümüzdeki 10-20 yıl için bu konuda zamana yayılmış hayallerim, isteklerim var. Olabilecek en iyi yürüyüş arkadaşımı da bulmuş durumdayım.
Brighton bu noktada çok güzel bir şehir. Eşimle konuştuğumuz 3-4 yürüyüş rotası hazır. Deneyimler arttıkça yenilerini eklemek de kolay.

***
Evet, Brighton’da yaşamak konusunu taşınmadan önceki maddelerim ve taşındıktan sonraki yorumlarımla değerlendirdim. Bir aylık süre genel bir kanıya varmak için çok kısa. Bu bir ayda Brigton’a ısınmaya başladığımı söyleyebilirim. Yukarıda yazmadığım ama -sadece yaz mevsiminde- sevdiğim konulardan biri Londra’ya kıyasla daha serin olması. Londra’nın sıcak hava dalgalarında cinnet geçirmeme ramak kalmıştı.
Dert Değil Ama Not
Brighton’da yaşamak konusunda sevmediğim en temel şey: Londra ile kıyaslayabileceğim bir parkının olmaması. Güzel parklar var, ama standardınız Londra parkları olduğunda bu güzel parklar vasat kalıyor.
Daha büyük konu ise “kuş sesleri”. Beni Instagram’dan takip edenler bilir ki ben kuş sesleri bağımlısıyım. İngiltere’nin orta bölge şehirleri bu konuda muazzamken Brighton insanı delirten martıları sebebiyle çok kötü. Martıdan sonra duyduğum tek baskın kuş türü kumrular. Ki o da tercihim değil. Benim ilgi alanım küçük kuşlar ve Brighton’da bunu yakalamak çok zor. Hampstead’de istersem tüm günü kuş sesleri dinleyerek geçirebilen biri olarak bu olaya sinir oluyorum. Preston Park tarafı ideal. Ben oraya biraz uzak yaşıyorum; ama Londra’dan sonra hiçbir mesafe uzak değil aslında. Neyse bu kuş sesleri için çaba harcayacağım. Yine de gece 4’te robin, baştankara sesleriyle uyanmak ve tekrar o seslerle uykuya dalmak gibi olmayacak.
Neyse bunlar günümüz dünyasında dert sayılmıyor. 🙂 Ama iki şeyi değiştirebilecek olsam hemen bunları değiştirirdim. Eve aynı fiyatla iki oda eklemek mi bu maddeler mi” deseler bu maddeler derdim. 🙂


Biraz da siz kar(g)alayın!