Blog’da “Sık Sorulan Sorular” sayfam olsa, “Ne iş yapıyorsunuz?” sorusu banko yer alır. Herkesin yurt dışı macerası çok öznel. Bu sebeple, yazacağım yazı İngiltere’de çalışmayı düşünenler için ne kadar yol gösterici olur bilmiyorum. Londra’da iş bulmak yazısı benim yolculuğumu, karşıma çıkan fırsatları içeriyor.
Londra’da Hangi İşlerde Çalışılabilir? (Özet Deneyimlerim)
Londra’da deneyimlediğim iş kolları şunlardı:
- İçerik Üreticiliği: Üniversite bünyesinde içerik üretimi.
- Sağlık: Londra eczanelerinde stok yönetimi ve kalfalık.
- Kültürel Gönüllülük: Kenwood House Müzesi’nde rehberlik
- Kurumsal Sigortacılık: UK pazarında global risk ve poliçe yönetimi.
Yazı İçeriği
Kariyer Yolculuğum: İstanbul’da Kurumsal Hayattan Londra’ya
Burada biraz daha anlaşılmak adına uzun bir parantez açmak isterim. Londra’da iş bulmak kısmıyla ilgilenenler doğrudan ilgili başlığa geçebilir.
Londra’ya yüksek lisansa gitmeden önce İstanbul’da yaşıyordum.(18 yaşından beri) Beni dönüştüren, kalıplarımı kıran, bakış açımı değiştiren bir şehir. İstanbul’a oldum olası aşıktım, hala öyleyim ve büyük resimde can sıkıcı şeyler olsa da kendi minik yaşantımda mutluydum.
Türkiye’de kariyer hayatıma sigorta sektöründe kurumsal ve iyi bir firmada başladım. 12 sene aynı firmada, kurumsal müşterileri yönettim.
Yurt dışında bir yaşam tecrübem olmadığı için bu tecrübeyi edinmek, artık sıkıldığım ve söylendiğim iş hayatına bir es vermek ve hayatımı tekrar değerlendirmek istiyordum. Hayatımda o güne kadar hep temkinli ilerlemiştim ve o dönem hayallerim uğruna risk alırsam neler yaşayayacağıma dair büyük bir merakım oluştu.
Pandemiyle Değişen Planlar
Aslında yüksek lisanstan iki üç sene önce şirketimden üç aylık “yenilenme izni” almıştım. Londra’da üç aylık dil okulu ayarladım. Uçak biletim alınmış, depozitom yatırılmıştı; fakat pandemi patlak verdi. Seyahatler durduruldu, yaşam durdu ve gidemedim. Normalde Yüksek lisans yapmak gibi bir düşüncem yoktu.
Dil okulu planım sebebiyle, Instagram’da bir süredir Londra klasörlerim, hayal panomda Birleşik Krallık görsellerim vardı. Turist olarak bile Birleşik Krallık’a gitmemiştim ve sokaklarını, kitapçılarını, kafelerini, yaşamı deli gibi merak ediyordum. Kendime neler katabileceğimi düşlüyordum. Kalbim çarpıyordu resmen!
Sonra İngiltere’de yüksek lisansın sadece bir sene sürdüğünü, bu süre zarfında haftalık 20 saat çalışma iznim olduğunu ve mezun olduktan sonra iki sene tam zamanlı çalışma iznim olduğunu öğrendim. İki sene içerisinde ise sponsorlu bir iş bulursam kalmaya devam edebilirdim.(ya da farklı farklı vize opsiyonları var tabii) Böylelikle “en kötü ihtimalle Londra’da master yapar dönerim” diye yola çıktım.
Güncel Bilgi: 2026 İngiltere Vize Yasaları Hakkında
Burada İngiltere planı olanlar için çok önemli bir not düşmek istiyorum, Birleşik Krallık bir süredir göçmen politikalarını çok katı hale getirme planları yapıyor. Ve maalesef sadece planla da kalmıyor. 2025’te bazı değişiklikler yaptılar, yıl sonuna doğru ise daha katı bir yasa taslağını sundular. 2026 itibariyle yasa değişecek.(Nisan’a doğru sanıyorum)
Vatandaşlık sürelerinin 5 yıldan 10 yıla çıkarılması söz konusu. Masterdan sonra iş arama süresi de 18 aya düştü sanırım.(araştırmadım) Bu durumda sponsorlu iş bulmak ciddi derecede zorlaştı. Çünkü çoğu şirket sizin için böyle bir maddi yükün altına girmektense hali hazırda vatandaş olan ya da vizesi olan insanlarla çalışmayı tercih ediyor. O yüzden maalesef İngiltere’de kaliteli, emeklerinizin hakkını veren bir iş bulmak hiç kolay değil.
Londra rekabet piyasasının korkunç yüksek olduğu bir şehir. Part-time(yarı zamanlı) iş bulmanız ne kadar kolaysa nitelikli iş bulmanız bir o kadar zor. Özellikle de vizeniz yoksa. Çünkü isminizden önce vize şartlarınızı soruyorlar. O yüzden yaşam planlarınız arasında İngiltere’de yaşama fikriniz varsa esnek bir zihinle b-c-d opsiyonlarını da kenarda tutmanızı öneririm.
Londra’ya Dair Stratejim
Ben Londra’da yüksek lisansı planlarken, master esnasında hiç çalışmasam bile beni Londra’da yaşatacak finansal planımı yapmıştım. Zira isteğim 7/24 meşgul olmak değil, gerçek bir es vermekti. Aksi durumda yüksek lisans ile değil, iş arayarak yurt dışına çıkmaya çabalardım. Böyle bir çabam hiç olmadı.
“Ne iş olsa yaparım yeter ki İngiltere’de kalayım” gibi bir motivasyona hiçbir zaman sahip değildim. Eğer yüksek lisans bitince çok fazla debelenmem, hırpalanmam gerekirse bunlarla uğraşmayıp İstanbul yaşantıma geri dönmeyi planlamıştım.
Tabii ki tüm bu süreç hiç kolay olmadı ve hemen vazgeçip dönmeye kalkmadım. Bazı anlar var ki her zerresi bir zorluk ve delilik. Ama ülke değiştirince ha deyince dönmüyorsunuz elbette. 🙂 Enine boyuna düşünmeyi ya da iç sesi dinlemeyi gerektiren bir süreç.
Londra’da İş Bulmak: Yarı Zamanlı Deneyimlerim
1)Üniversitede Content Creator (İçerik Üreticisi) Olmak
Londra’da master programına başlar başlamaz, kendi üniversitemin Marketing ekibinde Content Creator (içerik üreticisi) ilanına denk geldim. Öğrencilere sundukları part-time bir iş imkanıydı. Benim Londra’da yaşam stratejimde hemen çalışmak yoktu aslında, ama içerik üretim işi olması beni heyecanlandırdı ve bu fırsatı değerlendirmek istedim.
Mülakat Süreci
1. Aşama: Üniversite portalındaki dökümanı doldurup dijital olarak paylaşmak. Bir kısmı genel olarak özgeçmişe dair sorular, bir kısmı ise bu işe neler katabileceğinize, yeterliliğinize ve ilgi alanlarınıza dair daha spesifik sorular.
2. Aşama: Yaratıcı bir alan olduğu için kendinizle ilgili kısa ve eğlenceli bir dakikalık video çekmeniz isteniyordu. Kendimi de eğlendiren bir video çekmiştim.
3. Aşama: İki kişi ile 45 dakikalık sözlü mülakat süreci.

İyi Yönleri
- Tamamen yaratıcılığımı kullanabildiğim, özgür bırakıldığım bir alandı.
- Halihazırda zaten içerik üretmeyi sevdiğim için pek çok fikrim vardı.
- Saatlerini kendin belirlediğin, konforlu, kimsenin patronluk yapmadığı bir işti.
- Üniversitenin etkinliklerine katılıp içerik ürettiğim için kendi mezuniyet törenimden önce 3 ayrı mezuniyet töreni gördüm. Tecrübe kazanmak iyiydi. 🙂
- İçerik çekimleri için son versiyon iPhone vermişlerdi. (Klasik olarak çalındı. Londra’da telefonunuza çok dikkat ediniz.)
Kötü Yönleri
- Saatlik kazanç sağladığım bir işti ve haftalık 20 saatlik süreyi doldurmak çok kolay değil. Bunun dışında da kötü bir tarafı yoktu.
2)Eczane
Yüksek lisanstan mezun olduktan bir süre sonra üniversiteden biri okulun Whatsapp grubuna, çalıştığı eczaneye acil personel aradıklarını duyurdu. Tam zamanlı iş arama sürecimde nispeten daha steril alanda kalabileceğim bir sorumluluktu. Görüştüm ve sıfır bilgiyle işe alındım.(gerçi hayatı romantize eden yanım Hampstead’de bir çiçekçiye de başvurmuştu, ama dönüş almamıştım) Üç kısa süreli romantik iş hayalim vardı: müze, kitapçı ve çiçekçi.
Çalıştığım eczane sahibinin Londra’nın çeşitli lokasyonlarında 5 ayrı eczanesi vardı. Ben daha çok ilaç stoklarıyla ilgilensem de tam bir esnaf misali eczaneyi açıp kapadığım, müşteri karşıladığım, yer yer çocuk antibiyotiklerine gerekli ölçüyle su karıştırdığım, yaşlı hastaların aylık ilaçlarını günlere göre paketlediğim de oluyordu. Tam bir eczacı kalfalığı yaptım diyebilirim. Tabii bununla birlikte Birleşik Krallık’taki tüm ilaçları ezberledim, artık ilaç içeriklerini de ezberlemeye doğru gidiyordum ki kurumsal hayat beni çağırdı.

İyi Yönleri
- Benim için en iyi tarafı zihinsel anlamda oldu. Çünkü kurumsal hayatı gerçekçi bir çerçeveyle tekrar değerlendirme imkanı buldum. Türkiye’de kariyer hayatına beyaz yakalı olarak başlayıp hep öyle devam edince, avantajları konusunda kör alana geçmiştim. Diğer iş kollarına dair hiçbir tecrübem yoktu ve eczane beni çok hırpalamadan iyi bir fırsat yarattı. O yüzden çok şükran doluyum her iki tecrübeme de.
- Eczane sahibi Lübnanlı’ydı. Çalışan kişiler de Iraklı, Mısırlı, Kuveytli, İranlı, Nijeryalı vs. insanlardı. Uçlarda inanış ve yaşam tarzı olan kişilerle tanıştım. Bazılarıyla saatlerce sohbet ettik. Birbirimize yemeklerimizi gösterdik, dizilerden konuştuk, hayattan konuştuk. İnsan çeşitliliğini çok ufuk açıcı bulan ve gözlem yapmayı seven biri olarak iyi bir kazanımdı.
- Çalıştığım insanların dışında bir de tabii müşteri olarak gelen birbirinden tuhaf, iyi, kötü, ilginç insanla tanıştım. Uluslararası motor yarışçısından, Oxford mezunu eski bir gazeteciye, kolunda 100 bin poundluk saat taşıyandan, takma dişini burnuma kadar uzatana, intihar etmek için beş kutu ilaç yuttuğunu söyleyip ağlayarak geleninden, evlenme teklifi aldığım sarhoşuna kadar tip tip kişiye denk geldim. Yazmayı seven biri için kurumsal hayattan çok daha öğretici bir alandı.
- İngiltere’nin sağlık sistemi sorunlu. İlaçlara dair onlarca bilgi edinmek faydalı. İki kez ambülans çağırmamız gerekti. Bunları bile tecrübe etmek önemliydi.(ambülans çağıracağınıza ölün daha iyi 🙂 )
- Üç ayrı eczanede çalıştım, üçüne de tek metro hattı ile ulaşabiliyordum. Londra için önemli bir avantaj. Bir tanesi Londra’nın en eski eczanelerinden biriydi ve içi vintage’dı, müthiş bir lokasyondaydı. (Gerçi insan işi sevmeyince lokasyondan da tiksiniyor 🙂 )
- Saat bazlı ödeme aldığım bir işti. Sağlam çalışırsam fena bir kazanç sağlamıyordu.(Eczacılar iyi kazanıyor bu arada. Londra’da lisansa gelecek kişiler değerlendirsin derim.)
Kötü Yönleri
- Çalıştığım eczanelerde bir denge yoktu. Bir tanesinde delicesine bir iş yoğunluğu vardı, çalıştığımda suyum çıkıyordu. Bir tanesi tek hat ile gitsem de berbat bir lokasyondaydı. Müşteri kitlesi de paraleldi. Diğeri ise neredeyse bütün gün bomboştu. Boşluktan delirecek gibi oluyordum.(bu konuya bir ara ayrı bir parantez açacağım) “Kameralar var telefonla oynamayın, kitap vs. okuyamazsınız” gibi şartlar vardı. “Beni yoğun eczaneye gönderin” diye isyan ediyordum arada. Oturup meditasyon yapacaksam boşluğu yönetebilirim. Fakat gözünü bile kapatamadan, hiçbir şeyle oyalanmadan böylesine bir boşluk sinir bozucuydu. En sıkıcı okul derslerimde bile zaman daha hızlı akıyordu. Saat değil, dakika saydığım oldu.
- “Haftada iki-üç gün çalışırım” diye anlaşmıştık ama zaman zaman “şu gün de gel”, “bugün de gel” isteklerine evrildi.
- Kariyerimi devam ettirmeyi düşünmediğim ve hiç bilgi sahibi olmadığım bir alan olduğu için yaşadığım “sudan çıkmış balık” kavramını anlatamam. İki ayrı eczane sistemini öğrenmem gerekti, ezberlediğim onlarca ilacı saymıyorum bile. Zihnimi dolduran gereksiz bilgiler silsilesiydi.
- En nihayetinde patron şirketiydi. Patronu neredeyse hiç görmedim; ama kraldan çok kralcılar vardı. Daha uzun çalışsam tahammül edemeyebilirdim.
Londra’da İş Bulmak: Gönüllülük
Müze
Üniversiteden mezun olduktan sonra tam zamanlı iş ararken boş durmamak adına Kenwood House Müzesi’nde explainer(rehber & bilgilendirici) olarak çalışmaya başladım. Gönüllülük esaslı bir işti, dolayısıyla para kazanmadım. Türkiye’deyken de Darüşşafaka ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği için gönüllü çalışmalarım olmuştu. Severim ilgimi çeken gönüllü projelerde yer almayı. Müzede hala gönüllüyüm, ama şu an tam zamanlı bir işim olduğu için vakit bulamıyorum.

İyi Yönleri
- Çok kısa süreli çalıştım, ama Kenwood House’a gittiğim günler, hayatımda hep iyi izler taşıyacak. Koskoca ormanda dev bir malikane hayal edin. İçinde inanılmaz başarılı bir dekorasyon ve sanat eserleri, ön ceptesinde dev bir yeşillik ve ahşap, taş köprüleri olan bir gölet. Yan cephesinde, Nisan ayında Londra’nın en güzel ilkbahar manzaralarını veren bir botanik. Diğer tarafta ise cosy bir kafe. Masalsı bir güzellikteydi ve daha önce de yazmışımdır, Kenwood bahçesinin somut olarak nefesimi kestiği oldu. Sıkışmış hissettiğim, çok zorlandığım dönemlerde ilaç gibi gelmişti bünyeme.
- Çalışmaya başladığınızda iki gün diğer çalışanların yanında gözlem yapıp işi öğreniyorsunuz.
- Müzede çalıştığınızda personel olmayan kişilerin giremediği odalara girebiliyorsunuz. Müzede vakit geçirmeyi sevenler için ilginç bir deneyim.
- Aylık olarak etkinlikleri var. Çeşitli ücretli müzeleri ücretsiz olarak gezebiliyorsunuz.
- Müzede benim dışımda British olmayan bir çalışan pek yoktu. İngilizcenizi ve tabii ki sanat bilginizi geliştirme imkanınız var.
- Çalışma günlerini siz belirleyebiliyorsunuz. Yarım gün çalışmanız gerekiyor. Öğlene kadar ya da öğleden sonra çalışabiliyorsunuz.
- Tablo okuma gibi seminerlere katılabiliyorsunuz. Birinde hem teorik çalıştık hem de pratik olarak gruplara ayrılıp müzedeki tabloları okumuştuk. Gainsborough’un eseri hala gözümün önünde. Etkili olmuş olacak ki geçtiğimiz günlerde Courtauld Gallery ve National Gallery gezerken resimlere bakıp ressamın Gainsborough olduğunu tahmin etmiştim.
- Haliyle sanat bilginizi geliştiren bir iş.
Kötü Yönleri
- Hampstead’de yaşadığım için Kenwood House’u seçtim. Yoksa ulaşım yönünden, Hampstead’de yaşamama rağmen çok ters lokasyonlardan biri.
- Kötü taraf pek fazla yoktu açıkçası, zorlarsam ayakta durmayı sevmeyenler için şunu yazabilirim: yarım günün çoğunda ayakta durmanız gereken bir iş.
Londra’da İş Bulmak: Tam Zamanlı İş Deneyimi
Kurumsal Sigortacılık
Yukarıda da yazdığım gibi İstanbul’da 12 sene sigorta sektöründe aynı kurumsal firmada çalıştım. Londra’da MBA-Marketing’den mezun olup içerik üretmeyi sevdiğim için başlangıçta marketing(pazarlama) alanında da iş aradım, ama kısa süre içinde merceğimi tamamen sigorta sektörüne yönlendirdim.
Marketing’de benim karşılaştığım ilanlar Londra’da yaşamama değecek ölçekte değildi. Belki alanında yüksek tecrübesi olanlar için daha farklı şartlar mevcuttur. Derin bir bilgim yok.
Benim için o tecrübe sigortacılık alanındaydı. Sıfırdan başlayıp uğraşmaktansa mesleğime devam etmek daha konforlu ve mantıklıydı.

İş Tanımı
Londra’daki kurumsal hayata dair tecrübelerimi ayrı bir yazıda aktaracağım. En azından bir yıl geçmesini bekledim.(geçti) Biraz daha demlenmek istiyorum. O yüzden şu an çok detaya girmeyeceğim. Ama bu yazıya aylar önce başladığım halde taslakta kaldı, daha fazla bekletmek istemedim.
Genel hatlarıyla; ben UK pazarındaki büyük montanlı(5 milyon poundluk işin -küçük iş- kategorisinde olduğu bir alan) global müşterilerin tüm dünyadaki risk ve sağlık poliçelerini yönetiyorum. Dolayısıyla ana merkez olarak UK pazarını yönetsem de müşterilerim pek çok ülkede hizmet veriyor. Çin’den Güney Afrika’ya, Fransa’dan Sri Lanka’ya, Türkiye’den Yeni Zelenda’ya, Singapur’dan İspanya’ya neredeyse tüm dünyadaki sigorta şirketleriyle çalışıyorum.
“Bundan daha uluslararası bir iş tanımı hayal et” deseler, edemezdim sanırım. En azından bu sektörde edemezdim. Dünyanın bir ucundan Hindistan’da, Meksika’da, Brezilya’daki sigorta şirketlerinde bile sadece bir sene içinde pek çok kişi tanımak müthiş bir deneyim. İyi kötü konforumu bozup Londra’da kurumsal hayata dönmeme değen bir deneyim. Yaşadığım challengelar, kendi kendimi hırpalama süreçlerim, alışma süreçlerim, mücadelelerim dolu dolu hakkını verdim, veriyorum.
***
Kapanış
Ben Londra’daki yaşantımda yer yer profesyonel koçluk verdim, içerik üretmeye devam ettim. Part-time iş aradığım dönemde çoğu iş imkanını reddettim. Genel olarak reddettiğim kişiler insan sömürmek isteyenlerdi.
Otelcilik, emlak sektörü, dil okulu, kafe/restoran sektörü gibi sektörlerden kişilerle yarı zamanlı iş ararken görüştüğüm oldu. Her mesleğin sorumlulukları farklı, fakat bu sorumluluğun ötesinde köle çalıştırmak isteyenleri görüşme aşamasında her daim reddettim. Bu gücü de “istersem evim, ailem orada; gider yine iş bulurum buraya muhtaç değilim” noktasında buldum. Zaten yazının giriş kısmında Londra’ya geliş amacımı biraz daha detaylı anlattım.
Yaşamak amacıyla yurt dışına çıkarken ya da genel olarak kendi ülkemizde iş ararken bir ya da birkaç dayanağınız, imdat butonunuz olur umarım. Kolay süreçler değil, bu sürecin ortasında olanlara yürekten kolaylıklar diliyorum. Şans her daim yanınızda olsun ve güzel insanlarla karşılaşın. Karşılaşalım!
Soru ve görüşleriniz için; İletişim sayfasından ya da yorum kısmından bana ulaşabilirsiniz.


Biraz da siz kar(g)alayın!