Ferhan Şensoy Hakkında İlginç Bilgiler

Aylık Hedefler – Mayıs 2020 yazısında Mayıs ayınd daha fazla kitap okuyacağımı belirtmiştim. Bitirdiğim 3. kitap Ferhan Şensoy’un yazdığı ve çocukluğundan, eğitim hayatının bitimine kadar geçen süreçte bazı kesitleri ele aldığı “Kalemimin Sapını Gülle Donattım” kitabıydı. Daha önce bu kitabı kitapçılarda arayıp bulamamıştım. Fakat Ferhan Şensoy‘un oynadığı Ferhangi Şeyler oyununun girişinde kitapları satılıyordu. Oyun sonunda da Ferhan Şensoy satın alınan kitapları imzalıyor.:) Yazımda “Kalemimin Sapını Gülle Donattım” kitabını kaynak alarak Ferhan Şensoy Hakkında İlginç Bilgiler‘e yer vereceğim.

Kitap 550 sayfa olduğu için daha uzun sürede okurum diye düşünmüştüm, fakat elimden düşüremeden birkaç gün içinde bitirdim. Hareketli, dolu dizgin yaşanmış çocukluk ve gençlik yılları… Ferhan Şensoy Hakkında İlginç Bilgiler yazısına geçmeden önce kitabı okumayanlar için -spoiler- olacağını bir kez daha belirtmek isterim. 

Kalemimin Sapını Gülle Donattım

♦Babası Çarşamba Belediye başkanı Yusuf Cemil Şensoy.(kaç dönem seçilmiş bilmiyorum; ama kitaba göre çok uzun yıllar belediye başkanlığı yapmış)

♦İlkokuldan sonra Galatasaray’ı kazanıyor. Ortaokul bittiğinde babasından istediği hediye yazı makinası.(konunun geçtiği hikayeden anladığım; şimdiki çocukların ödev yapmak için istediği laptop o zamanın yazı makinasına tekabül ediyor.)

♦Galatasaray’da bir süre derslerine giren ve Baba Tahir olarak bilinen edebiyat öğretmenleri Tahir Alangu’nun mevcut edebiyat kitabını kaldırarak almalarını buyur ettiği kitap; Sait Faik külliyatı. Böylelikle Sait Faik okumaya karar veriyorum. (Tahir Alangu’nun yazar olacağını düşündüğü öğrencelilerine önerisi; çok okuyun, günlük tutun)

Kitaptan sevdiğim bir kesit; “Bir şeyi herkes birlikte yapabilince birden anlamı değişiyor.”

♦7 Nisan 1967’de Galatasaray Lisesi’nin Şamata gecesinde hoca taklitleriyle sahneye çıkıyor. Aynı gün Haldun Taner’in “sen kabarecisin” övgüsünü aldığında onyedi yaşında ve kabareden habersiz olduğunu belirtiyor.

♦Lisede sınıfta kaldığı bir yaz tatilde, “Şirin Ünye-Akkuş Sesi” ve “Bizim Ünye” isimli yerel gazetelerde yazılar yazmaya başlıyor. Vedat Günyol’dan övgü dolu bir mektup alıyor.

♦Onuncu sınıfta ikinci kez kalıyor. O dönemin sisteminde ikinci kez kaldıktan sonra bir sene ara veriyorsun.(???) Ara vermemek için farklı liselerde sınavlara giriyor. Çarşamba ve Sinop’ta kabul edilmiyor. Babası özel okula vermek için İstanbul’a getiriyor. Özel Esen-İş Lisesi, Site Koleji, Mecidiyeköy Lisesi, Özel Şişli Koleji ve Yeni Kolej ve Kalamış Lisesine de kabul edilmiyor. Dönem başladığı ve bu süreçte devamsızlığı olduğu için Galatasaray’a müdüre çıkıyor. Müdür “senin o okullarda ne işin var geç sınıfına sıkı çalış 1692” diyerek okula kabul ediyor. Ben bile duygulanıyorum. Gelin görün ki babası alel acele arıyor ve Çarşamba lisesine kabul edildiğini acil dönmesi gerektiğini söylüyor. Ve iki sene okuyup Çarşamba Lisesi’nde mezun oluyor.(ben Galatasaray mezunu sanıyordum. Ek olarak kitabın bir yerinde Galatasaray’a Mekteb-i Sultani denme hikayesini de anlatıyor)

♦Kitaptan sevdiğim bir kesit – Gogol oynamak isteyen bir arkadaşına Sainte-Beuve sözünü alıntılıyor; “Varsın fazla ileri gitti desinler, ama adamın cesareti güzeldi.”

♦Liseden sonra güzel sanatlar fakültesi sınavlarına giriyor. Ve resim sınavı sonuçlarına bakarken Gönül isimli Civciv lakaplı kişi ile tanışıp sevgili oluyor. Ferhan Şensoy sınavı kazanırken(mimarlık bölümü ve sanırım ismi Artistik Sanatlar Akademisi olan bir okulda okuyor), Civciv kazanamıyor ve İzmir’e geri döndüğü için aşkları mektuplarla devam ediyor. Ferhan Şensoy doludizgin aşıkken Civciv’den mektuplar kesiliyor ve anlaşılıyor ki başkasıyla nişanlanmış.

♦O esnada Ferhan Şensoy’un pek de mimar olma niyeti yok. Galatasaray’dan arkadaşlarıyla Galatasaray Oyuncuları isminde amatör tiyatro topluluğunu kuruyor. İlk oyunları ise “Je M’en Fous Bilader!” Sağ sol olaylarının koptuğu bir dönem. Haldun Taner oyunlarının provasını tiyatronun kapalı olduğu Perşembe günleri Devekuşu Kabare’de yapmalarına izin veriyor. Oyun sıkıyönetim zamanına denk geldiği ve siyasal eleştiriler barındırdığı için kapalı bir seyirci kitlesine ilk ve son kez oynanıyor. Seyirciler arasında Metin Akpınar ve Zeki Alasya da var.

♦Ortak Pazar konusunda Fransızca kompozisyon ödülünü kazanıp 15 gün Strasbourg’a gidiyor. Kompozisyonunun başlığı “Ortak pazara hayır.”

♦Grup Oyuncuları tiyatrosunda profesyonelliğe adım atıyor. Dönemin parasıyla 750 bin brüt maaşla başlıyor. Brüt net ayrımını bilmiyor. Ben de ilk işe girdiğimde bilmiyordum, okurken güldürdü… Bu süreçte ailesinden gizli oynuyor. Annesi saçındaki beyaz boyadan durumu anladığında hıçkırıklarla ağlıyor. Oyunları tutmadığı için Grup Oyuncuları dağılıyor. Ve bu noktada Ferhan Şensoy’un şu cümlesi var; İşsiz kalınca, artık tiyatrocu olduğumun bilincine eriyorum.

Kitaptan bir kesit; “Annem ağlıyor, hep ağlıyor. Oğlunun mimar olamayışına, tiyatro sevmesine ağlıyor. Ağlama anneciğim. Sanki kalemle evden başka bir şey çizilmiyor! Şiirler de yazılır, kalemdir bunlar. Nesne işlev ilişkisi anneciğim, madem bir masa var ve mimar da olunmayacak, masa ne olacak?”

♦Bir rol için Kenter Tiyatrosuna gitse de mektep havası yüzünden ilk ve son kez uğruyor. Ve daha sonra Ayfer Feray Tiyatrosu’nda işe giriyor.

♦Strasbourg Devlet Tiyatrosu’nun sınavına giriyor. Galatasaray döneminde yazdığı De Gaulle’ü oynuyor ve kazanıyor. Bu dönem bolca gönül işleri de oluyor. Tiyatro konusunda babasını ikna eden kişi de Haldun Taner. Hayatına çok fazla etkisi oluyor.

Fransa’da “Yitik General” diye bir filmde figüran olarak oynuyor.

♦Fransa’da da siyasal sebeplerle işler karışıyor ve grev dönemi meydanlarda “Nazım Hikmet Sokak Tiyatrosu” olarak oyunlar oynuyorlar. Bir gün polis hücreye atıyor, hocasını arayarak kurtuluyor. Nazım Hikmet’in o dönem büyük bir evrensel etki yarattığını kitabı okurken daha iyi anlıyorum.

♦Okulun ikinci yılında yönetmenlik bölümüne geçebiliyorlar. Annesinin gönderdiği gazetelerde Haldun Taner’in “Dün Bugün Yarın” oyununu görüyor. O dönem Metin Akpınar ve Kemal Sunal’ın oynadığı bu oyunu arkadaşı Georges ile Fransızca’ya çevirip yönetmenlik bölümünü kazanan dört kişiden ikisi oluyorlar.

♦Ferhangi Şeyler oyununda, Ferhan Şensoy saz çalar. Kitapta saz çalmayı gurbetçi Yunus’tan öğrendiği anlatıyor. O da Yunus’a Fransızca öğretiyor. Yunus çok kıymetli sazını Ferhan Şensoy’a hediye ediyor.(duruyor mu merak ediyorum)

♦Nancy’e oyun için gelen Haldun Taner’i görmeye gidiyor. Yine bir gün Haldun Taner’den mektup geliyor, Devekuşu Kabare’de Ferhan Şensoy’un yazdığı “Haneler” oyununu oynayacaklarına dair.

♦Yönetmenlik bölümünde profesyonel staj dönemleri var. Üç yönetmen arasından Jerome Savary’i seçiyor. Ve Magic Circus ile çok başarılı bir turne süreci geçiriyor.

♦Staj bitiminde tren garından Almanya baskısı bir türk gazetesi alıyor ve Thy uçağının düşüş haberini okurken ölenlerin arasında Civciv’in fotoğrafını görüyor. Bu konu beni şaşırtsa da “en başta Civciv’in fotoğrafı” yazısından başka bir cümle geçmiyor Civciv’e dair.

♦Zaten daha sonra ikinci stajı başlıyor. Perinetti’nin yanında ve belirli bir ünü olan Monique Mercure ile aşkı da stajla birlikte başlıyor.(Google’dan araştırdığım kadarıyla onlarca filmde oynamış ve onlarca ödül almış biri)

♦Kitaptan bir kesit – Parasız, komünist, öğrenci hayatından sonra Monique Mercure ile büyük bir lüksün içine düştüğü anlarda zenginliği şu şekilde anlatıyor; “Bir zenginler otelindeyiz. Paranın bu denli önemli olabileceğini yeni yeni algılıyorum. Parasız mutlu olabilmek elbette olası, fakat dünya her gün biraz daha satın alınabilirleşiyor. Çok paran olmadan göremezsin buraları. Kimi güzellikleri sadece çok parası olanların görebilmesi biraz saçma. Bok gibi parası olanlar da özgün bir yerde olabilmek için gerektiğinden fazla para ödüyorlar royal ve palace mekanlara. Zenginin durumu yoksulunkinden saçma!”

♦Daha sonra okul süreci için Finlandiya’ya gitmesi gerekiyor, fakat aşk ağır bastığı için okulla anlaşıp Monique’in yanına Montreal’e uçuyor.

♦Montreal’de “Şu Gogol Delisi” isminde bir oyun yazıyor; fakat Monique çok inişli çıkışlı kafası kırık bir tip. Oyunun sahnelenmesi zaman alıyor. Sahnelendiğinde ise katı eleştirmen Da Silva övgü dolu sözler yazıyor. Oyun çok çok beğeniliyor. Monique en iyi kadın oyuncu, Ferhan Şensoy ise en iyi yabancı yazar ödülü alıyor.

Fakat Monique ile fırtınalı ilişkisi bitiyor. Daha sonra askerlik sebebiyle Türkiye’ye dönüyor.

Eğer dönmeseydi nasıl bir hayatı olurdu merak ediyorum. Ferhan Şensoy’un Türkiye başarılarından sonra Monique ile hiç görüştüler mi merak ediyorum. Nasıl bu kadar detay vermiş, kaç yaşından beri ve hangi disiplinle günlük tutmuş merak ediyorum. Pek çok soru var kafamda ve bu etkiyi yaratabilen hikayeleri seviyorum.

Çok yaşasın ve şu karantina süreçlerinden sonra sahnelerde tekrar görürsek koşa koşa oyununa gideceğim.

İlginizi Çekebilir;

Soru ve görüşleriniz için; İletişim sayfasından ya da yorum kısmından bana ulaşabilirsiniz.

 

 

Reklamlar

Biraz da siz kar(g)alayın!

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.