Yavaşça derin nefes al, sonuna kadar yavaş yavaş bırak ve bunu birkaç kez tekrar et! Gün içinde işe güce dalarken nefes akışımız ne kadar tıkanıyor.
Benim gibi kendi minik dünyasından çok çıkmayan, kalabalık organizasyonlardan hiç haz etmeyen biri için çok yoğun birkaç aydı. Böyle deyince yakınlarım dalga geçiyor. “Hani evlenen sen olduğun için biraz yoğun olman normal olabilir mi acaba?” diye.
Evet, normal tabii; ama en sade haliyle tutmaya çalışsan bile bir noktadan sonra konular zıvanadan çıkıyor ve bizim kültürümüzde söz, nişan, evlilik merasimlerimiz çok katmanlı. Üstüne bir de farklı ülkeden bu işleri organize etme konusu eklenince minimum stres seviyesiyle atlattığımıza seviniyorum.
Peki atlattık mı: Hayır! Şimdi de biz evlilik gündemiyle ilgilenirken biriken işlerimiz, ev arama, taşınma, yeni şehre alışma gibi süreçlere geçeceğiz. Özellikle kadının uğraşması gereken resmi evrak değişiklikleri de farklı bir boyut.
Küçük Gündemi Anladık, Gerçek Gündemin Ne?
Avrupa’nın pek çok şehri gibi Londra’da da son birkaç gündür sıcak hava dalgası var. Bu şehir soğuğa adapte olduğu için sıcağa direnci çok zayıf. Bin yıllık metrolarında yeterli havalandırma yok, evlerinde klimayı geçtim bulaşık makinası gideri bile olmayabiliyor. Mesela benim için bu konu yıllardır büyük bir lüks. Bulaşık makinasının icadını bile unuttum. Her neyse şehirde istisnasız hepimizin konuştuğu şu sıcaklık 3-4 gün değil de 3-4 hafta sürse cinnet geçirenler olur. 🙂
Ve böyle bir afakan anında işten çıkmak üzereyken modum bir anda yedi sekizlerden ikilik seviyelere indi. Basit bir konuya takıldım ve çatıyorum, olumsuz ele alıyorum. Sonra derine indikçe, kazdıkça fark ettim ki ana gündemim o basit konu değil. Son beş senemi düşününce 12 senelik işimden istifa ettim, üniversite hayatına geri döndüm, ülke değiştirdim, kendi kendime yaşamaya başladım, kendi kendime ev taşıdım, kendi kendime doğum günü kutladım, üç farklı sektörde iş deneyimledim, işsiz kaldım, kurumsal hayata geri döndüm, aşık oldum, evlendim. Şimdi de tekrar üç senedir oturduğum mahallemden çıkıp, Londra’ya çok yakın bile olsa farklı bir şehre gitmek yeni bir meydan okuma gibi hissettiriyor. Evlilik de hayattaki önemli değişikliklerden biri.
2020’de iyi bir koçluk eğitimi aldım. Koçluk seansında müşterinin masaya kendi gündemini getirmesini istiyoruz. Ama bazen seans derinleştikçe anlaşılıyor ki o masaya gelen gündem aslında görünür olan. Ardında daha temel bir ya da birkaç gündem olabiliyor.
Sisteminde Tutma!
Ana gündemi anlayıp yüksek sesle strese girdiğimi, ara ara kaygılandığımı ifade etmek iyi geldi. Terapistimin söylediği bir cümle vardı. “Sisteminde tutma”
Çok kıymetli geliyor bana bu söz. Kimseyle konuşamıyorsan, kendi kendine bir an yarat ve sesli konuş. Onu da yapamıyorsan kağıda yaz. İz bırakmak istemiyorsan sonra kağıdı yok et. Ama yeter ki sisteminde tutma!
Konuyu sistemimden çıkarıp, işten eve gelince akşam 10’a kadar temizlik yaptım. Evi temizlemek o kadar iyi geldi ki. Ev düzene girdikçe hayatımın da düzene girdiğini hissettim.
Rubik küpün sadece iki kenarını değil de 4-5 kenarını görmeye başladım. Olumsuz, kaygılı duygularımla olumlu duygularım birbirini dengeledi. Bu değişikliklerin beni besleyecek ve hayalini kurduğum taraflarını da daha görünür kıldı.
Brighton’da Ev Aramak!
Geçtiğimiz cumartesiye 6 ev görüşmesi ayarlamıştık. Malum ben Londra’dan gittiğim için en kısa sürede en verimli yöntemi yakalamaya çalışıyoruz.
Varan 1 – Köpeği eşantiyon olarak vermesi gereken evler
Ah dostlar! Konuya öyle zirvede bir evden başladık ki! Evin kirası bizim skalamızın içinde yer alıyor. Şu an yaşadığım Hampstead‘i ne kadar sevdiğimi beni Instagram’dan takip edenler bilir. Hampstead kadar cennet gibi bir muhit. İki katlı bir ev ve rüya gibi bir bahçesi var. Üst katında müthiş bir terası var. Mutfağı iki ayrı kapıyla bahçeye çıkıyor boyutunu siz düşünün. Kütüphane gibi bir kitaplığı var. Fakat ev çok büyük! Üç aile yaşayabileceğimiz kadar büyük. Isıtması ve temizlemesini düşünemedik bile. Bu büyüklüğün yaratabileceği ek masraf da muhtemelen bir kira kadar olurdu. Bu güzel evi bol bol geyik yaparak eledik.
Varan 2 – Ey ruh geldiysen üç kez vur!
Diğer gezdiğimiz yer ise evden ziyade otel gibi bir yaşam kompleksi. Türkiye’deki bazı siteleri andırıyor. Şehirden biraz izole. Kendi sinema salonu, spor salonu, parti odası, kütüphanesi, oyun alanları her şey var. Ama evin içi otel gibi dizayn edilmiş. Kendi tablolarını bile asabileceğin bir imkan yok. Her şey senin yerine zaten düşünülmüş. Ki bu bana tamamen aykırı. Ben evimi zamanla, anılarla dizayn etmeye aşığım. Ruh yok, yaşam hayali yok.
Varan 3 – Biz de öğrenci olduk be kardeşim!
Burada iş rayından çıkmaya başlıyor. Muhtemelen ilanlarda yapay zekayla fotoğraf ayarlanan üç öğrenci evine gittik. Eşyalı bir eve çıkmayı planladığımız için, öğrenci evlerini görmek bizim için tamamen vakit kaybı. Fotoğraflara bakınca o eşyaların kullanılabilir durumda olması ve içimize sinmesi çok olası gözükmüyor. O yüzden normalde dürüst ilanlarda öğrenci evlerini doğrudan elemiştik. Ama yapay zeka ve aldatmaca devreye girince resimlerde tertemiz, uygun lokasyonda, ortalama kirada gözüken üç evi bir bir gördük. Sanırım emlakçılar gezdirdikleri kişi bazında ev sahiplerinden komisyon alabiliyor.
Konuya zirvelerden başlayıp “ah görmez olaydıııım” denen anlardı. Evler hayatımda adım attığım en pis evlerdi. Bakın sadece dağınıklıktan bahsetmiyorum. 2005’te Taksim’de canlı müziğe gittiğim bir barın umumi tuvaletinin; koca bir eve dönüşmesi gibi bir şeyden bahsediyorum.
Bir noktada o kadar boomer ve apartman teyzesi hissine büründüm ki evlerin içinde yaşayan çocukları yakalayıp omuzlarından silkeleyip “oğlum bak kendinize bi çeki düzen verin, temiz olun, kendinize gelin! Biz de öğrenci olduk!” falan diye azarlayasım geldi. Neyse ki böyle bir şey olamazdı.
Varan 4 – Her şey aynı anda olmaz!
Ben Nisan’dan beri emlak sitelerinde alarm kurdum. İlan sıklığını ve ev kalitesini görmek için gelen ilanları inceledim. Fakat ikimizin de ayrı ayrı kontratları ve ceza süreleri olduğu için bu tamamen piyasa araştırması için yapılan bir incelemeydi. Tüm incelemelerim sonucu Brighton & Hove’da ev tutmak istediğimiz ve heves yaratan birkaç mahalle vardı. Bu mahallelerde de hali hazırda aileler yaşadığı için çoğu yerleşik hayatta ve ilan sıklığı çok az.
Nisan’da fotoğraflarda çok güzel gözüken 4-5 ilan kaydettim. Ama onlar kısa süre içinde tutuldu. Yaza yaklaştıkça ilan sıklığı ve kalite azaldı.
Bu noktada bir şeyleri dengelemek gerekiyor. Hem iyi eşya, temiz güvenli ev, hem fazla efor harcamadan kolayca halletmek, hem çarpıcı bir manzara, hem uygun kira, hem müthiş bir mahalle, hem işlerimize kolayca gidebileceğimiz bir lokasyon, hem yeterli büyüklük bir yer… derken bizim bağlayıcı kontratlarımız ve kısıtlı süremizle bu işi kriterlerin tamamını tutturarak halletmek çok gerçekçi değil. Buna yakınsayan bir eve denk geldiğinde de düşünmeye vaktin yok çünkü aynı evi aynı gün muhtemelen iki üç kişi zaten geziyor ve hızlı olmazsan fırsat kaçıyor.
Dolayısıyla kendimi bu gerçekçi tabloya ikna etmek için bir çabam oldu. Şu an tekrar tüm süreci yazınca bile tekrar ikna oluyorum. 🙂 Ne olur, nasıl olur yaşadıkça göreceğiz, ama emin olduğum şey kendi ruhumuzla dolduracağımız ve yuvaya dönüştüreceğimiz bir ev ve şehir hayatı yaşamak. Londra’daki kutu gibi stüdyolarımda bunu yapabildiysem Brighton’da da yaparız bence. Konu önemli, çünkü ev müptelası bir kargayım ben. 🙂
***
Biricik okurlar konular birikmiş. Yazsam uzun uzun onlarca farklı konuda yazarım. Hayata dair yazıları geçtim, İtalya seyahati, Kopenhag seyahati, Bath seyahati, Londra ve çevresi ile ilgili onlarca deneyim, köyler kasabalar da yazılmadı. Neyse ki aylardan sonra öyle veya böyle yerleşik hayata geçişin arifesindeyim. Ara ara belirttiğim gibi hem defterlerime hem de buradaki dijital günlüğüme daha çok yazmayı özledim. İçimi dökmek ve yer yer hayatın inişli anlarını da okuma zahmetine girenlerle paylaşmak çok iyi geliyor. Siz de sisteminizde tutmayın, sevgiler!


Biraz da siz kar(g)alayın!