Brighton’da bulutlu bir sabah. Artık “bulutlu bir gün” dememeyi öğrendim; çünkü günler nasıl başlarsa öyle gitmeyebiliyor. Fırtınalı, sağanak yağmurlu bir sabah; akşama doğru hayatımın en çarpıcı gün doğumuna dönüşebiliyor. Londra’ya ilk geldiğim hafta, beş yıldır bu şehirde yaşayan bir arkadaşım “burada bir gün dört mevsim” demişti. Yaşayarak öğrendim, ama çoğu zaman şaşırmaya devam ediyorum. 🙂
Şehirler Arası Ofis Yolculuğu
Ben genel olarak haftanın dört günü evden, bir günü ofisten çalışıyorum. Gerçi taşınmaydı, yaz izinleriydi derken bu konu epey aksadı; ama dün Londra’ya ofise gittim.
İlk işe girdiğimde, 4 yıl haftanın her günü Gebze-İstanbul yolculuğu yapıyordum. Her geçen sene trafik daha da çileli bir hale gelmeye başlamıştı. O yüzden haftada bir gün ofise gitmek çok sorun değil. Benim ofis günleri için bir dijital kontrol listem var.
- Şirket kartı
- Anahtar
- İş kulaklığı
- Kendi kulaklığın
- Şarj
- …
diye uzayıp giden ve her unuttuğum eşyayla birlikte şekillenen bir liste. Mesela dün tren yolculuğu boyunca hiç telefona bakmayıp kitap okumaya karar vermiştim; ama kitabımı almamışım! Listeye kitap da eklendi.
Kendini Kötü Hissetmek Neden Bu Kadar Kolay?
Uzayan, ertelenen ve durdukça duran bir tren yolculuğuydu. Bunu ön gördüğüm için genelde ofis günlerine toplantı almamaya çalışıyorum; ama geç kalmayı sevmediğim için stres oldum.
Sonra yolculuk bir iç muhasebeye dönüşüverdi.
Akşamdan kıyafetlerimi hazırlasam da kahvaltımı ve öğünümü hazırlamamıştım. Erkenden uyandığım halde otobüs saatini hiç ayarlayamadım. Evden çıkmadan önce beklenmedik parametreler de oldu ve bir sabah paniği yaşandı.
Bazen düşünüyorum sihirli bir el kitabımız olsa ve “günlerini tamamen şu şu eylemlerle yaşarsan en iyi hayatını yaşayacaksın” diye bize bütün çizelgeyi verse; acaba onu dinler miydim, yoksa özgün irademle çamurlara bata çıka daha ortalama bir hayatı ya da kendi yordamımla bulduğum “en iyi hayatı” mı tercih ederdim?
Sanırım dinlemezdim, ama bazen karar vermekten yoruluyorum.
Ekinoks Ritüeli
Dün tam bir “nasıl unuturum!” an’ı yaşadım. 23 Eylül güz ekinoksuydu, senenin en özel günlerinden biri benim için. Uzun yaz günlerine teşekkürleri ve şükürleri sunup; daha karanlık, içe döndüğümüz kış günlerine yumuşak bir geçiş yapma ritüeli. Ama ben ekinoks olduğunu akşam fark ettim ve artık hayatı toparlamak için çok geçti.
Yine de tesadüfen hediye aldığım ve hediye verdiğim bir akşam geçirdim. Aynı zamanda sıcak bir yemekle karşılanmak, uyumadan önce bir saate yakın kitap okumak iyi geldi. Zaten o ilhamla da şu an bu yazıyı yazıyorum.
Ben de madem ekinoksu unuttum, güzün ilk gününün hakkını vereyim diye düşünüyorum; ama abartmak niyetinde de değilim. Salonda taşındığımızdan beri el atmadığım bir iki alanı düzenleyeceğim. İşime konsantre olarak ve organize olarak çalışacağım. Evi havalandırıp mini bir açıkhava yürüyüşü yapacağım. Günlük dağınıklıkları gidereceğim. Keyifli bir köşede bitki çayı, mum, kitap üçlemesi. Pazarı ise reset gibi geçirip, daha derin bir ev temizliği yapıp, yazlıkları kaldırıp sonbahar-kışlıkları çıkaracağım.
-Düzenli, ferah, sakin- çağırmak istediğim kelimeler. Hayatın planlarıyla ve akışıyla esnemek niyetim. Kendimize ve başkalarına nazik davrandığımız, kabuklarımızı yumuşattığımız bir dönem olsun.
Kendine İyi Gelen Seçimler Yapmak
Uzun süredir boynum ve sırtım çok katı ve ağrıyor; ama bu konuyu bir türlü önceliklendirmiyorum. Geçtiğimiz günlerde tuhaf bir araştırma okudum, bedenimizle ve organlarımızla konuşursak şifalanma sağlayabiliyorlarmış. Bana hiç absürt gelmiyor böyle şeyler. 🙂 Gerçi bitkilerin konuşunca daha iyi büyüdüğüne dair tutarlı bir araştırma yok; ama beden yapabilir. Bir ara kendisiyle oturup adam akıllı konuşmayı düşünüyorum. 🙂
Neyse, kendimize iyi gelen seçimler yapmak biraz zor mu sanki? “Eyleme dönüşmeyen bilgi ölüdür.”
Hani yukarıda “sihirli bir güç” bize gün içerisindeki eylemlerimiz için bir iyi yaşam listesi verse uygular mıydık? diye sordum ya? Zaten uygulamıyoruz. Mesela boynuma ve sırtıma neyin iyi geleceğini zaten biliyorum ya da beslenme düzenimin nasıl olması gerektiğini. Ama uygulamıyorum.
Bazen uygulamamak için çeşitli bahaneler olsa da genelde geçerli bir bahane yok. Kendin için iyi olanı seçmeden kendini sevme döngüsü tamamlanabilir mi?
Neyse en azından bugüne, 35 dakika sırt ve boyun egzersizleri yaparak başladım.
Organize Olamamak
İnstagram’da “hayatı organize ederken en çok nerede zorlanıyorsun?” sorusu sormuştum. Yazıyı bu kısımla kapatmak istiyorum, sonra da yayınlayıp mesaime geçeceğim.
Şıklar;
- Başlamak
- Yetişememek
- Sürdürememek
- Dikkat dağıtıcılar’dı.
Ben başlamakta hiç zorlanmam. Hatta çoğu zaman çok hızlı başlarım. Yıllar önce daha da hızlıydım da kendimi tanıma sürecimle birlikte, artık frenleyip analiz ediyorum.
Yetişememek çocuk/bebek gibi ailevi sorumlulukları olanlar, ağır iş, şehir yaşamı şu bu hepimiz için bir sorun bence. Bazılarımız hayat yoğunluğundan yetişemiyor, bazılarımızın da yapmak istedikleri o kadar çok ki ayıklayıp yetişemiyor vs. Bir sürü parametre var. Ama bu noktada “Önceliklerim neler ve onlara yetişebiliyor muyum? Diğer şeyleri ayıklayabilir miyim? Nelerden vazgeçsem kendim için en iyi seçimi yapmış olurum?” gibi soruları havaya fırlatmak iyi olabilir.
Sürdürememek. 🙂 Anketin en fazla işaretlenen derin bir yarası. 🙂 Kendimden tecrübe etmiş biri olarak belirteyim, “sürdürebilmek” öğrenilen bir disiplin ve ritm. Çok büyük bir sürdürememe sancınız varsa tam da bugün, bu satırları okuduktan sonra kendinize çok küçük bir eylem seçin. Mesela her sabah, yaz-kış camı açıp üç derin nefes alıp vermek gibi. Yatağı düzeltmek gibi. Bir bardak su içmek gibi. Gerçekten basit bir eylemi yer yer saçma ya da sıkıcı gelse bile bir yıl boyunca sürdürün. O kadar basit bir eylem seçin ki moral dalgalanmalarınızda, yoğun dönemlerinizde bile sürdürebileceğiniz bir eylem olsun.
Sürdürebilmek bu hayatta insanın kendisine verdiği bir hediye gibi. Sürekli “öz saygı”yı zedeleyecek hamleler yaparken kendi sabotörümüzle savaşan bir antikor gibi. “Sürdürememek önemli değil” demek isterdim, ama kendi yaşantımda en büyük etkiyi yaratan şeyler “sürdürebildiklerim” oldu. Tabii ki kötü olan seçimleri sürdürmekten bahsetmiyorum. Berbat bir işiniz varsa orada çalışmayı sürdürmek değil. Size iyi geleceğini iç sesinizin bildiği konuları sürdürmek.
Dikkat dağıtıcılar ise benim en büyük sorunum olduğu için şıklara eklendi. Hala formüller arıyorum. Şimdilik tek iyi taraf, bu konunun farkındayım. Farkında olduğum için de çözüme daha yakınım. Ama yol yordam aramaya devam.
Yazıyı kapatmak durumundayım. Hangi maddeyi seçtiniz bilmiyorum; ama seçtiğiniz maddeler için kendinize birkaç güçlü/derin soru sorumanızda fayda var. “Neden” soruları gibi kaynağına indiğiniz sorular. “Ne yaparsam düzelir” gibi çözüm aradığınız sorular. “Şimdi ne mümkün” gibi an’a odaklandığınız gerçekçi sorular. “Neyi daha iyi yapabilirim?” gibi iyileştirici sorular.
Ne diyor Rilke; siz şimdi soruları sorun-yanıtını bilmeseniz bile…
Güz döneminiz hayırlı olsun. 🙂 Yazıyı düzenlemeye şu an vaktim yok, hatalarım varsa affola!


Biraz da siz kar(g)alayın!