Aslında gündemimde Felsefenin Kısa Tarihi kitabı ile ilgili yazmak vardı; ama sanıyorum yazı pek de kısa olmayacak. Aylık Hedefler & Ekim 2024 yazısında önümüzdeki bir yıllık süreçte 100’e yakın seyahat içeriği yayınlamayı hedeflemiştim. Bugün de Londra’da ilk gördüğüm andan beri çok sevdiğim, 3 tatlı sokağı yazacağım.
Gerçi yazıya başlamadan şunu not düşmek isterim, malum bizim için yollar genelde sokak ve cadde olarak ayrılıyor. Birleşik Krallık ise biraz kafa karıştırıcı; yard, court, mews, gem, street, walk, passage bir ton farklı isim var. Hangisine, hangi sebeple ne deniyor hiçbir fikrim yok. Mesela aşağıda yazacağım 3 yer de benim için “sokak”; ama hiçbiri street diye geçmiyor. 🙂 O yüzden başlığı ve yazıyı okuyan biri “orası sokak mı seni küçük cahil” de diyebilir. 🙂

1)Flask Walk
Hampstead’e torpil geçtim kendi semtim ile başlayacağım. Northern Line ile Hampstead durağında inecekseniz, bir dakika bile sürmeyen bir yürüme mesafesinde Flask Walk isimli tatlı mı tatlı bir sokak var.
Bence bu kadar küçük bir sokak için oldukça otantik dükkanlar mevcut.
- La Cage Imaginaire isimli dışarıdan çok romantik ve fotoğraflık gözüken ama henüz denemediğim bir Fransız restaurantı var.
- Sokağın bir ucunda The Flask isimli google.maps puan ve yorum sayısı yüksek bir pub var.
- Hemen karşısında S & G isimli inanılmaz Instagramik bir çiçekçi ve Judy Green’s Garden Store isminde hediyelik eşya dükkanı var.
- Oddono’s Hampstead, yazın kapısında kuyruk olan meşhur bir dondurmacı.
- Boulangerie Bon Matin, güzel havalarda dışarı atılan masalarda oturması keyifli bir kafe.
- Sushi Hana, minicik butik, lokal bir sushici.
- Olive & Sage menüsünü hiç çözemediğim; ama her daim de revaçta gözüken ilginç bir kafe.
- Keith Fawkes, Hampstead’te en sevdiğim antika eşyalar ve nadir bulunan kitaplar satan dükkan. Özellikle bu kısımda fotoğraf çekmeye, ürünleri incelemeye bayılıyorum. Her hafta farklı bir şeyler yaklamak mümkün.

2)Cecil Court
Trafalgar-Covent Garden ve Fazlası yazısında da bahsettiğim, Trafalgar Meydanı’na çok kısa bir yürüyüş mesafesinde bulunan Londra’nın ikinci el kitapçı, antikacılar sokağı. Kitapçıların dış cephelerinin uyumu ve mimari inanılmaz tatlı. Londra’ya ilk geldiğim hafta gezmiştim, sonra da pek çok kez uğrama fırsatım oldu.
- Bir dönem Mozart burada yaşamış.(mavi plakayı bularak hangi ev olduğunu görebilirsiniz)
- Benim en etkilendiğim kitapçı Marchpane isimli çocuk kitapçısıydı. Birisi google yorumlarında “dünya üzerindeki en iyi çocuk kitapçısı” yazmış. Karşılaştırma şansım yok tabii ve burası ikinci el kitapların satıldığı bir dükkan. Bazı kitapların ilk basımları var. Minicik bir dükkandan ayrı bir dünya yaratmışlar. Kimse olmadan uzun uzun vakit geçirip, kitap okumayı çok isterdim.

- Watkins Books, Alice Through The Looking Glass, Travis & Emery Music Bookshop da ilgimi çeken dükkanlardı.
- Cecil Court’un hemen karşı tarafında biraz çaprazda kalan New Row isimli sokakta ise yeme içme adına çok tatlı mekanlar mevcut. Pie tatmak isteyenler için Mother Mash, natalarına delirdiğimiz Santa Nata, Mr. Fogg’s Tavern, benim denemediğim; ama arkadaşımın öve öve bitiremediği Giovanni’s of Covent Garden isimli İtalyan restaurantı.
- New Row’un paralel sokağında ise Goodwin’s Court isimli Instagram’da Harry Potter müzikleriyle çılgın gibi paylaşılan fotoğraflık bir kısım var.

3)Camden Passage
Ben Islington-Angel taraflarına o kadar geç gitmiştim ki Camden Passage’ı ilk gördüğümde “buraya nasıl daha önce gelmem” diye hayrete düşmüştüm. Çünkü bana uzak da değildi.
- Buradaki The Breakfast Club’da yediğim blueberry pancake’in tadı damağımda. Haftasonu yer bulmak zor. Buns From Home’un bir şubesi var. Kısacık sokakta pek çok yeme içme alternatifi var zaten.
- Japanese Gallery ilgimi çeken yerlerden biri.
- Pierrepoint Arcade ise Camden Passage’ın en ilgi çekici kısımlarından biri. Bu alanda hem antika, vintage eşyalar satan dükkanlar hem de haftanın belirli gün ve saatleri kurulan standlar var.
- Islington civarları keşfe çok açık. Çok popüler bir müze , köprü, katedral şu bu olmadığı için top turistik bir yer değil. Londra’ya ilk kez gelip 10 gün kalsam aklıma bile gelmez aslında bu tarafa gitmek. Ama yaşanılası kısımlardan biri ve keşfedilecek onlarca kafe, restaurant var. Sokaklara dalmak çok keyifli. Benim de yukarıda yazdığım iki bölgeye nazaran daha az bildiğim yerlerden.
Yine de önümüzdeki günlerde bir Islington yazısı yazacağım. Londra’nın tatlı sokakları saymakla bitmez elbette. Ben bugün biraz daha antika, vintage, kitapçı esintili; trafiğe kapalı, mimari olarak bir ruhu olan üç yeri yazmak istedim. Hepsi gezerken modu değiştiren yerler.
Aşağıdaki yazılar da ilginizi çekebilir;
- Londra’nın En Renkli Sokakları
- Londra’daki 3 İkonik Alışveriş Merkezi
- Borough Market & Londra’dan Sokak Lezzetleri
Soru ve görüşleriniz için; İletişim sayfasından ya da yorum kısmından bana ulaşabilirsiniz.


Biraz da siz kar(g)alayın!