Sherlock Holmes Müzesi
, , , ,

Sherlock Holmes Müzesi ve tuhaf bir Londra Günü

Written by

·

Bu sene kaç müzeye gittiğimi bilmiyorum. Kısa bir dönem Baker Street’te çalıştığım için Sherlock Holmes müzesinin pek çok kez önünden geçtim. Binanın dışını da o kadar severim ki hiçbir geçişimde fotoğraf çekmeyi es geçmedim. Ama bu kez Sherlock Holmes Müzesi gezildi ve beraberinde Londra’nın tuhaf aktiviteleri de denendi. Yarı turistik yarı lokal yazıya geçelim bakalım;

Londra Gezisi
Londra Gezisi

Baker Street ve Sherlock Holmes İlişkisi

Londra’nın en ikonik duraklarından biri olan Baker Street, Sherlock Holmes’un hayali evi 221B numarasıyla edebiyat tarihine geçmiş, sokak tabelasından heykeline, müzesinden metro istasyonuna kadar bu ünlü dedektifle özdeşleşmiş.

Metro çıkışında yer alan Sherlock Holmes heykeli, 1999 yılında dikilmiş ve duraktaki metro tabelalarında bile dedektifin silüeti yer alıyor. Baker Street Underground Station, aynı zamanda Londra’daki en eski istasyonlardan biri ve içindeki Sherlock temalı detaylarla dikkat çekiyor. Kurgusal bir karakterin gerçek bir semte bu kadar iz bırakması, Baker Street’i edebiyat ve popüler kültür meraklıları için bir hac noktasına dönüştürmüş.

Sherlock Holmes Müzesi
Sherlock Holmes Müzesi

Sherlock Holmes Müzesi

Londra’da dünya çapında pek çok ücretsiz müze olduğu için Freud Müzesi, Courtauld Gallery, Sherlock Holmes, Handel Hendrix House gibi ücretli olanlara ancak sıra geliyor.

Sherlock Holmes, diğer gezdiğim müzelere kıyasla ederinin üzerinde bilet fiyatına sahip. Baker Street’i ve müzeyi gezerken insan ister istemez Londra’nın dahiyane pazarlama yeteneklerine hayran kalıyor. Resmen koca bir semti hayali bir karakterle özdeşleştirmişler. Müzeye girdiğiniz an’dan itibaren kendinizi Sherlock Holmes’un gerçekten burada yaşadığına ikna olmuş halde buluyorsunuz.

Sizi dönemin kıyafetleriyle müze görevlileri karşılıyor. Birinci kattaki iki odada, Sherlock Holmes’un hangi koltukta nasıl oturduğunu, boş vakitlerini nasıl değerlendirdiğini, duvarlardaki resimlerin ne anlama geldiğini, misafirlerini nerede ağırladığını, hangi tip şapkayı gerçekten takıp takmadığını teatral bir yetenekle o kadar güzel anlatıyor ki, Sherlock yan odadan çıkacak sanıyorsunuz.

Müzedeki hemen hemen her eşya antika niteliğini taşıyor. İkinci katında çok fazla eşya yok, bu sebeple yaklaşık 20 dakikada tamamı görülebilecek bir müze. Zaten belirli sayıda insan kabül ediyorlar, biletleri saatlik olarak alabiliyorsunuz.

Ben bileti online satın almıştım, ama müze girişinin hemen yanında müze dükkanı bulunuyor. Oradan da temin edilebilir. Tabii ki hatıra olsun diye müze dükkanından bir hatıra almayı da ihmal etmedim.

Sherlock Holmes Müzesi
Sherlock Holmes Müzesi

Regent’s Park

Müzeden sonra 5-6 dakika yürüyerek, Londra’daki en güzel parklardan biri olan Regent’s Park’a ulaşmak mümkün. Biz de gezimize burada devam ediyoruz.

Daha önce Sapanca Gölü gibi yerlerde deneyimlediğim deniz bisikletini bu kez Londra’da deniyoruz. 🙂 Hyde Park, Battersea Park, Regent’s Park gibi yerlerde sık sık deniz bisikleti sürenleri görmek mümkün.

Hep böyle mi bilmiyorum, ama Regent’s Park’ta herhangi bir sıra yoktu. Yarım saatlik turu tercih ettik. Saçma bir şekilde bisiklet başına değil kişi başına ücret alıyorlar. Yarım saatlik tur kişibaşı 10 pound’du yanılmıyorsam.(2025)

Regent’s Park’ta aynı zamanda sadece çocukların kullandığı minik deniz bisikletleri de var. Ve yine çocuklu aileler için Londra Hayvanat Bahçesi de bu parkta yer alıyor. Çocuksuzlar da gidebilir tabii. 🙂 Genel olarak hayvanat bahçelerine karşıyım. Fakat geçtiğimiz günlerde bir arkadaşım Londra Hayvanat Bahçesi’nde akşam seansına gitmiş. Quiz, ikramlar vs. olduğunu paylaştı. Epey ilginç gözüküyordu, böyle bir aktiviteye denk gelirsem bakacağım.

Regent’s Park
Regent’s Park

Franco Manca

Bu kez ilginç bir restoran önerisiyle gelmedim. Her yerde bulunan, zincir pizza restoranlarından biri olan Franco Manca’ya yürüyoruz ve iki adet pizza paylaşıyoruz.

Tatlı & kahve isteyenler için cozy kahvecilerden biri olan Boxcar Bakery yürüme mesafesinde. Londra’nın en iyi hamburger zincirlerinden biri olan Bleecker’ın bir şubesi de yürüme mesafesinde. Thai mutfağı sevenler için Monkey & Me de yine yürüme mesafesinde ve onlarca restoran kafe var tabii ki, hepsini yazmayayım. 🙂

Biz biraz da lokalliğin verdiği bir üşengeçlikle Franco’yu tercih ettik.

Hampstead Heath
Hampstead Heath

Hampstead Heath

Londra’yı bilenler “peki buradan sonra Hampstead Heath ne alaka?” diyebilir. Evet normalde buradan sonra Londra merkeze doğru yürüyüp tamamen turistik bir gezi yapmak mümkün.

Ama ben Hampstead’de yaşıyorum, aslında bunun da ötesinde arkadaşlarımızdan biri Hampstead’e dondurma yemeye gitmek istedi. Çünkü Hampstead, Cumartesi günleri en kalabalık gününü yaşasa da standart Londra semtlerine göre çok daha tenha.

Oddono’s, Venchi, Amorino gibi dondurmacılar var. Biz Venchi’yi tercih ediyoruz. Dondurmaları yedikten sonra Hampstead Heath’teki Parliament Hill’e gidiyoruz. Bu muhteşem seyir tepesinde The Shard, Sky Garden ya da göl ve uçsuz bucaksız orman manzararı eşliğinde günü batırmak mümkün.

Benim ortalama bir Cumartesi’den tüm beklentim böyle bir şey. O yüzden hafızamda iyi tat bırakan günlerden biriydi diyebilirim.

Soru ve görüşleriniz için; İletişim sayfasından ya da yorum kısmından bana ulaşabilirsiniz.

 

Biraz da siz kar(g)alayın!

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Yazar Karga sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin