İngiltere Kırsalı
, ,

Cotswolds – Mini Yürüyüş Rotası

Written by

·

“İngiltere kırsalı” dediğimizde; Cotswolds, Kent, Cornwall & Devon, Lake District, Yorkshire Dales, Suffolk gibi yerler akla gelebilir. Henüz büyük kısmını gezmesem de geçtiğimiz Cumartesi, Cotswolds’un daha önce görmediğim kısımlarına gidip minik bir yürüyüş günü yaptık.

Bu yürüyüş rotasından aklımda kalanları yazıya dökeceğim.

Cotswolds - Mini Yürüyüş Rotası
Cotswolds – Mini Yürüyüş Rotası

Moreton-in-Marsh

Londra Paddington tren istasyonundan trene atlayıp Reading, Oxford gibi birkaç durağı geride bırakıp yaklaşık 1.5 saatte Moreton-in-Marsh’a vardık. Burası Cotswolds rotasının arabasız olarak en kolay ulaşılan kasabalarından biri.

Tren istasyonundan çıkıp iki üç dakika kadar yürüyünce minicik kasaba meydanına ulaşıyorsunuz.

Bizim ilk yaptığımız şey Otis & Belle isimli bakerye uğramak oldu. Stow-on-the-wold, Broadway gibi köylerde de bulunan Otis’den cinnamon bun ve latte alıp otobüs durağına geçtik.

Cinnamon bun şimdiye kadar yediklerim arasında en sevdiğimdi. Yumuşacık, tarçın tarçın mis gibi. Bu mekanın Londra’da olmaması üzücü.

Otis & Belle
Otis & Belle

Sezincote

Aslında bir gün önce planladığımız rota, otobüsle 10 dakikada Bourton-on-the-Hill’e geçmek; Oradan Sezincote’a ve sonra da Batsford tarafına yürümek, tekrar Bourton-on-the-Hill’den otobüse binip Moreton-in-Marsh’a geri dönmekti.

Sezincote’ta çok ihtişamlı gözüken, 1800’lü yılların başında Hindistan mimarisinden esinlenilerek yapılan bir bina var. Cotswolds için sıradışı bir bina. Biz ücretli şekilde bahçesini gezecektik, fakat google.maps’te fark ettik ki Cumartesi günü kapalıydı.

Buraya bir not düşeyim Moreton-in-Marsh’tan 801 nolu otobüslerle Cotswolds rotasının en güzel köylerinden Stow-on-the-Water ve Bourton-on-the-Water’a(Hill değil Water) ulaşabilirsiniz. Birinde Yüzüklerin Efendisi çekim yerlerini andıran meşhur ağaçlı kilise kapısı var, diğeri ise “Cotswolds’un Venedik”i diye geçiyor. Fakat ben bu köyleri iki kez görmüştüm. Şunu da özellikle belirteyim, şehir içi otobüs hattı gibi çok sık geçen bir otobüs sirkülasyonu beklemeyin. Günde 3-4 tane otobüs var. Dolasıyısla buna güvenip rota oluşturacaksanız çok iyi planlamanız gerekebilir.

Cotswolds - Mini Yürüyüş Rotası
Cotswolds – Mini Yürüyüş Rotası

Batsford’a Giden Yollar

Duraktaki dijital ekranda bir türlü Bourton-on-the-Hill’e giden otobüsün bilgisi çıkmayınca biz de zaman kaybetmek istemedik ve İngiltere kırsalı temalı yürüyüşümüze başladık. Moreton-in-Marsh merkezdeki binalardan birinin cephesinde “Bourton-on-the-Hill Arboretum” yürüyüş tabelası vardı. Burası bizim gideceğimiz lokasyonlardan biriydi.(Yaklaşık 1-1.5 mil)

Yürüyüş yapanları düşünerek, tarlaların içinde özel alanlar ayırmışlar. Kapılara sarı oklarla işaretler bırakmışlar. Dolayısıyla navigasyona bakmaya falan gerek yoktu, ilkel yöntemlerle Arboretum’u bulmak mümkün.

Yürürken inanılmaz lezzetli böğürtlenler yedik. Öküzgözü, kuşburnu, koyunlar, yaban mersinleri, kıpkırmızı elmalarla dolu ağaçlar, Van Gogh eserlerini aratmayan masmavi gökyüzü ve sapsarı tarlaları fotoğrafladık.

Bu kısım masalsı ve çok huzurluydu. Londra gibi hızlı yaşanan bir şehrin aksine kırsalda istisnasız olarak karşılaştığımız herkes gülümseyerek selamlaştı, yer yer şakalaştı. Sakin yaşamın huzuru herkese tesir etmişti.

Cotswolds - Mini Yürüyüş Rotası
Cotswolds – Mini Yürüyüş Rotası

Batsford Arboretum

Burası beni Cotswolds rotasında kötü anlamda ilk şaşırtan yer diyebilirim. Normalde Londra gibi bir şehirde bile yeşilin her tonuna doyuyorsunuz. Bath rotasında gittiğim National Trust Park’ın güzelliği hala zihnimde. İki senedir Hampstead’de yaşıyorum ve Hampstead Heath’in içinde yaklaşık 30 göl, taş köprüler, malikaneler şunlar bunlar bulunuyor. Bazı göllerde yüzülebiliyor, üstelik tüm bunlar ücretsiz. İskoçya’da gördüğüm yeşillikleri saymıyorum bile.

Gelin görün ki Batsford Arboretum’un altı üstü 23 dönümlük arazisi ücretli, içindeki minik şelale ve göl sıcaktan kurumuş, 19. yüzyıldan kalma muhteşem bir bina var; ama o da özel mülk ve gezmek görmek, yaklaşmak yasak. Hal böyle olunca neyleyim ben Japonya’dan, Çin’den getirilen ağaçları? Gereksiz bir yerdi. Yalnız kocaman bir hediyelik eşya kısmı var, oradan alışveriş yapılabilir.(biz yapmadık, vakit yoktu)

Batsford Arboretum
Batsford Arboretum

Cotswolds Falconry Centre

Bartsford Arboretum’a üç-dört dakika mesafede yırtıcı kuşlara merakı olanlar için bir cennet var. Tabii ki burası da ücretli, girişinde minicik bir dükkanı var. Karga durur mu, buradan baykuşlu bir defter aldı.

Hayatımda ilk kez kartal türlerini gördüm, uçarken izledim. Şahinleri ve bilmediğim pek çok kuş türünü gördüm. Ama kargadan başka kuş tanımam orası ayrı. 🙂

British aksanıyla, teatral bir anlatımla kuşlara dair bilgiler veren insanları izlemek güzel bir deneyimdi.

Falconry Centre
Falconry Centre

Kuşlar Gibi Özgürüz!

İzleyicilerden biri “kuşlar bağlı değil, doğanın içindeler, neden uçup gitmiyorlar?” sorusunu sordu.

Zaman zaman gidenler olmuş; ama bir iki gün takılıp sonra topluluğa geri dönmüşler.

Bu soru ertesi akşam bana çok komik geldi. Biz de görünmez iplerle bağlı değil miyiz, işlerimize, sorumluluklarımıza? Kuşlar için “neden uçmuyorlar ki” sorusunu gelişigüzel soran insanlık, dönüp kendisine “ben neden uçmuyorum?” diyebiliyor mu ki?

9-5 mesai yapıp, Cuma’yı beklediğimiz bir döngünün içinde enginlere sığmayıp taşan kaç kişiyiz? O merkezdeki kuşlar ne kadar özgürse, biz de ancak o kadar özgürüz işte!

Cotswolds-Cottage
Cotswolds-Cottage

Dönüş Yolu ve British Bir Kapanış

Dönüşler daha hızlı oluyor. İnsan giderken keşfe daha açık ve pek çok noktada duruyor, tadıyor, bakıyor, fotoğraf çekiyor. Dönüş daha hedef odaklıydı; ama tarlaların birinde durduk. Örtümüzü serdik. İçimizdeki çobanı yakalamak için koyunları gören bir gölgelikte biraz dinlendik. Boş boş vakit geçirmenin tadına vardık.

Moreton-in-Marsh’a girdiğimizde farklı bir sokaktan geçip bir çocuk parkına girdik. Yıllar sonra salıncakta sallandım.

Acıkmıştık ve canım hayretlik bir şekilde British mutfağından bir şeyler istiyordu.(tüm gün Cinnamon bun ile durmadık tabii, yanımıza sağlam bir Türk kahvaltısı hazırlamıştım)

British mutfağı dediğim şeyler fish & chips ya da beef & gravy & ezilmiş patatesli tabaklardı. The Bell ve The Black Bear Inn’i gözümüze kestirdik. The Black Bear Inn’de yemek servisi akşam 6’dan sonra başlayacaktı. Beklemeyip The Bell’e gittik. Tam da hayal ettiğim gibi bir steak pie, mash patates, bezelye ve gravy sos + lokal biralı bir yemek yedim. Gayet güzeldi.

Ben mekanın bir özelliğini göremesem de, girişinde mavi tabelayla Yüzüklerin Efendisi için Tolkien’e ilham olduğu yazıyor. İngiltere’nin her bir köşesi ilham olabilir. Şaşırtıcı değil.

Masalsı İngiltere kırsalı yazım burada sona erdi. Yeni rotalarda görüşmek dileğiyle!

Soru ve görüşleriniz için; İletişim sayfasından ya da yorum kısmından bana ulaşabilirsiniz.

 

 

 

Biraz da siz kar(g)alayın!

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Yazar Karga sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin