Otizm Spektrum Bozukluğu İle İlgili 4 Sürükleyici Yapım

Hayatımızı homojen bir çevre içinde yaşıyoruz. Her renkten insanla tanışma imkanımız yok. Oldum olası insana dair derinliği olan yapımları seviyorum. Bugün yazımda otizm spektrum bozukluğu ile ilgili severek izlediğim 4 içerikten bahseceğim.

Gelişmiş ülkeler dahi otizmli bireylerin topluma kazandırılması konusunda yeterli noktaya gelmiş değil. Türkiye gibi ülkelerde ise otizmli bireyler tanınmıyor. Özel ihtiyaçları olan kişiler için eğitim kalitemiz düşük(genel eğitim kalitemiz de tartışılabilir gerçi), iş hayatında esneklik seviyemiz düşük. Dizi, film, kitap gibi topluma ulaşan içerikler en azından bilinçlenmemiz açısından faydalı olabilir. Gelelim yazımda bahsedeceğim içeriklere;

Otizm Spektrum Bozukluğu

Love On The Spectrum

Love on the spectrum, Netflix’te yayınlanan bir yapım.  Otizm spectrumu sendromu olan kişilerin ilişki hayatını, sevgili bulma/bulamama sürecini ele alıyor. Özel bir ekip ile otizmli bireyler için randevu ayarlanıyor. Röportaj ve aile yaşamlarından gerçek kesitler var. İki sezonunu izlemiştim, son olarak ABD sezonu da yayınlanmış, onu da izleyeceğim.

Oyunculuk içermediği için, otizmli bireylerin gerçek fikirlerini, davranışlarını, tepkilerini ya da birileriyle iletişime geçerken yaşadıkları zorlukları gözlemlemek mümkün. İzledikçe bağ kuruyorsunuz.

Atypical

Atypical bir Netflix orijinal dizisi.  Lise çağlarında otizmli bir çocuğun(Sam) ve ailesinin yaşantısını konu alıyor. Olayları dramatize etmeyen hatta çoğu zaman güldüren bir senaryosu var. Bölümler genel olarak 25-30 dakikalık ve final sezonu yakın zaman önce yayınlandı.

Aşağıdaki gibi Atypical repliklerini derlediğim bir yazı yazmıştım.

“Popüler inancın aksine başarılı bir kaşif olmanın cesaretle ya da risk almakla ilgisi yoktur. Aslında aşina olmadığın bir bölgedeysen risk almak yapmak isteyeceğin son şeydir. Riskler başınıza iş açar. Çünkü başarı hazırlık ve planlamayla ilgilidir.”

Mary And Max

Vaktiyle IMDB top 250 listesinde görüp izlediğim bir animasyon filmi. Gerçek hikayeden uyarlama, ağırlıklı olarak siyah beyaz ilerleyen stop motion bir yapım.

44 yaşında asperger sendromlu Avustralya’da yaşayan Max ile 8 yaşındaki Mary’nin tesadüf sonucu başlayan mektup arkadaşlığının muhteşem hikayesi. Sanırım en sevdiğim filmlerden biridir. Fakat daha önce stop motion bir film izlemediyseniz başta ilerlemek zor gelebilir. İzledikçe konu içine çekecektir.

As We See It

Amazon Prime videonun orijinal dizisi. Henüz birkaç gün önce izlediğim için bu yapım hakkında daha uzun yazacağım.

Şimdilik tek sezon ve 8 bölüm yayınlanmış. Bölümler ortalama yarım saat. Dizi Jack, Harrison ve Violet isimli aynı evi paylaşan 3 otizmli birey ve onlara koçluk eden Mandy’nin hayatını konu ediyor.

Oynayan ana karakterler gerçek hayatta da otizm spektrum bozukluğu yaşayan kişiler. Komedi-dram öğeleri içeriyor. Tüm karakterleri sevmekle birlikte Jack’in zeka ve dürüstlük seviyesi beni güldürdü.

Spoiler;


Dizi boyunca en çok “normal” olmak için girdikleri cendereye üzüldüm. Hayatın bazı evrelerini düşünüyorum. özellikle görüştüğümüz kişileri seçemediğimiz durumlarda o kadar çok maskeler takıyoruz ve politik davranıyoruz ki bu mu normal? Kaç kişiyle kendimizi hiç perdelemeden tamamen doğalız, isteklerimizi ya da istemediğimiz şeyleri çat diye ifade edebiliyoruz?

Hal böyle olunca otizmli bireylerle aramızdaki fark o kadar açılıyor ki onların normal adledilen bu dünyaya adapte olmaları gittikçe zorlaşıyor.

Otizmli bireyleri gözlemlediğimde “matematik” kelimesini hatırlıyorum. mantık konusundaki gibi 1-0 işleyişleri var. mesela dizide violet’e göre “söz verdiyse gelir” gelmemesi opsiyonu kafasından geçmediği için kişi gelmediğinde çok büyük hayal kırıklığı yaratabiliyor. Öylesine onlarca söz verilen, boş yere kocaman cümleler kurulan bu hayatta otizmli bireylerin adapte olamamaları çok normal.

Ya da mesela harrison için arkadaşça söylenmiş bir “i love you” cümlesi direkt olarak aşk cümlesi anlamı taşıyor. Mandy ile olan iletişimini tam okuyamıyor.

Jack mesela, babasının kanserini öğrendiğinde “son lokmamı konuşmadan yiyebilir miyiz” gibi bir cümle kuruyor. Onun matematiğine göre yemek yerken konuşulmuyor. Böyle bir haber aldığında da durum değişmiyor. Babası kanser olduğunda ise doktorun bile araştırmadığı şeyleri araştırıyor.

Atypical, as we see it’e göre biraz daha komedi ağırlıklı ve renkli bir yapım.

***

Aşağıdaki yazılar da ilginizi çekebilir;

Soru ve görüşleriniz için; İletişim sayfasından ya da yorum kısmından bana ulaşabilirsiniz.

Biraz da siz kar(g)alayın!

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.