Ağustos sonuna kadar günde yarım saat blog yazısı yazmaya karar verdim. İki gün önce uzun bir mesai yapmam gerekti yazamadım. Dün mahallede dolaşmaya çıktım ve yazmadım. Bugün ise ofis günümdü ve erken kalkıp, yollarda vakit geçirdiğim için “ziyadesiyle” yorgunum. Ama sırf kendi sözüme saygım olsun diye yazacağım! 🙂
İnat değil mi üç günün toplamı kadar yani bir buçuk saat yazacağım. O kadar olmasa da bu yazıyı yayınlayana kadar yazacağım. 🙂 Bu arada günlük yarım saat yazı yazmak her gün yazı yayınlayacağım anlamına gelmiyor. Örneğin geciktirilmiş bazı seyahat yazılarını tamamlamak saatler sürecektir. 🙂
Önemli Kural: Rutinler Biriktirilmez!
Okuduğum bir kitap benim şu an yapmaya çalıştığım eyleme karşı çıkıyordu. Yani belirli bir rutin içerisinde yapmaya karar verdiğin eylemleri biriktirme. “Günlük yarım saat yazı yazacağım” diyorsan, günlük yarım saat yazı yaz, üçüncü gün bir buçuk saat değil. 🙂
Ya da eğer bu rutin sana fazlaysa, kararını “üç günde bir yarım saat yazacağım” diye güncelle. Bu konu mindsetin(zihin yapısının) doğru düzgün işlemesi için çok haklı bir mantık ve yüzde yüz katılıyorum. Eğer telafi zihniyetine girersen eylemleri ertelemen kolaylaşır. Bir süre sonra iki gün değil beş gün ertelersin ve çok fazla biriktiği için yapmamanın verdiği ağırlık oluşur. Sonunda da muhtemelen vazgeçersin.
Kısacası her ne kadar şu an telafi yoluna gitmiş olsam da zihin yapımın bu şekilde çalışmasını istemiyorum.
Gizli Yetenek: İyi Bahaneler Üretmek!
Benjamin Franklin’e atfedilen bir söz var; “İyi bahane bulmayı başaranlar başka hiçbir şey başaramazlar!”
Söz kime ait bilmiyorum, ama beni güldürüyor. 🙂 Şahane bahaneler bulma konusunda iyiyimdir. Tek güzel tarafı, bu yönümü bildiğim için kendimi kolay kolay kandıramıyorum.
Öz şefkat göstermek, kendine izin vermek, bedeni dinlemek, ihtiyaçlarını gözetmek veya dinlenmekle bu başlıklar altına sığınıp bedene ya da zihne iyi gelmeyen eylemlerde çözüm aramak çok ince bir çizgi.
Bir bedene sahip olduğumuz gerçeğini sürekli gözardı ediyoruz mesela. Tüm gün masa başında oturduktan ve kafanı kullandıktan sonra zihnin “koltuğa uzan ve sosyal medyada dopamin yükle, başka hiçbir şey yapma çünkü çok yorgunsun” diyebilir.
Zira bir yandan da doğru, zihin yorgun. Ama beden? Bedenin esnemeye ihtiyacı var, gevşemeye ihtiyacı var, hareket etmeye ihtiyacı var, kullanılmayan kasların kullanılmaya ihtiyacı var! Bu esnada zihin de tamamen dinlenecek aslında.
Ya Hep Ya Hiç
Yukarıda yazdıklarımın paralelinde şu sıralar bedenin ihtiyaçlarını tamamen devre dışı bırakmış durumdayım. Evlilik için Türkiye’deydim, sonra yaz geldi, sonra da taşınacağım derken spor salonu üyeliğimi iptal ettim. Mahalleme ne kadar aşık olduğumu anlatamam ama yokuşları beni çok yoruyor.(bu kez bahane değil 🙂 ) Hayatım boyunca yokuşlu yerlerde yaşamaktan gerçekten bıktım usandım. Brighton’da yaşamak istediğim iki mahalleden biri yine çok yokuşluydu.(ama çok huzurlu ve cennet gibiydi), neyse ki biz yokuşsuz olan yerde ev bulduk. Bekle beni dümdüz hayatım.
Yaz günü her şeye üşeniyorum. Küçücük evimin bir yarısı son dakika hazırlanmamak için taşınma kolileriyle doldu. Bedenim burada olsa da artık ruhen burada hissetmiyorum ve Hampstead’e veda zor olsa da düzenime, yeni rutinlerime kavuşmayı istiyorum.
En son 5k koşabilir hale gelmiştim ve bundan büyük keyif alıyordum, şimdi 5k tempolu zor yürürüm. Üstüne yemek yapma konusunda da tüm enerjim tükendiği için beslenme biçimim de zıvanadan çıkmaya hızla devam ediyor.
Boşvermişlik yükseldikçe geriye dönüş ve toparlama da zorlaşacak. Maalesef “ya hep ya hiç” mantığını bu süreçte de aşamadım. Yeni eve geçince sevdiğim ve bana iyi gelen rutinleri harmanlayıp tekrar işleyen bir sistem kuracağım.
Ne yapıyoruz? Kendimize karşı anlayışlı olup sarılıyoruz!
Hayal Etmeyi Unuttuysan, Bir Düşün!
Sosyal medya ya da kişisel gelişim kitaplarında “hayal etmek” üzerine çok beylik cümleler duyuyoruz değil mi? Klişe ve ezberlendi. Dolayısıyla bir tesiri de olmuyor artık.
Peki kendi hayatında hayal etmenin yeri nedir, hiç düşündün mü? Kendi minik dünyamda “iyi ki olmuş” dediğim her şey emek, çaba, şans ile birlikte hayalin etkisiyle oldu. Önce zihnime ve kalbime girip beni az çok heyecanlandırdı, sonra bir gün bir noktada gerçek oldu.
Anne, baba, arkadaşlar, eş, çocuklar, patron şu bu herkesten bağımsız olarak insanın kendi kendine “hayal ettiğim onlarca şey gerçekleşti” demesinden daha güzel ne olabilir? Bunun yarattığı tatmin duygusunu, tılsımlı hissi kaç şey yaratabilir? Üstelik hayallerimi kimseye beğendirmek zorunda da değilim. Onlar benim biricik hayallerim!
Bunu yazmak istedim, çünkü sorularımla yakın çevremi ve elbette kendimi hep hayal için teşvik etsem de günlük hayatın içinde hayal kurmanın çok yabana atıldığını görüyorum.
“Ben bu günümü nasıl boyamayı hayal ediyorum?”
“Bu tatilde neler hayal ediyorum?”
“Yeni evimde nasıl bir yaşam hayal ediyorum?”
“Bu sonbaharda nasıl bir ben hayal ediyorum?”
Hayal olmadan vizyon oluşturmak çok zor.
Dönüşüm!
Şu sıra temel gündemim tabii ki taşınmak. Çünkü her ne kadar Londra-Brighton çok yakın olsa da Brighton’ın yaşam dinamikleri daha farklı. Bir kere chill/rahat, genç bir sahil şehri. İkincisi de Londra’ya kıyasla küçük bir şehir. Benim ise hayatımın büyük kısmı tantanalı büyük şehirlerde geçti. Diğer bir konu ise yalnız yaşarken şimdi eşimle bir evi paylaşacağız. Nedense bu çok sıradan bir değişiklikmiş gibi geliyor, ama değildir heralde. 🙂
Doğum günümle birlikte bir yıllık değil de on yıllık bir periyoda girdiğimi hayal etmiştim. Bundan sonraki eylemlerim önümüzdeki on yıl ve sonraki yıllarım için bir yatırım olacak aslında. Zaten hep öyle değil mi? Sadece bu kez hayattan daha çok şey öğrendiğim için daha bilinçli bir yatırım yapmak istiyorum. 🙂
Kendime sadece rutinler değil, yavaş yavaş bir hayat tasarlamak niyetindeyim. Dolayısıyla bunun için de bazı pratiklere ve alışkanlıklara ihtiyacım olacak. Aklınıza hiç büyük şeyler gelmesin. Aksine benim tüm hayalim daha çok an’da kalmak, esnemek, doğada olmak, sadeleşmek, bedenin ve mental sağlığın kıymetini bilmek, sosyal seçicilik, kendime zaman ayırmak, sevdiklerimle kaliteli vakit geçirmek gibi sıradan ama bana göre anlamlı hayat yaşatacak konular üzerine.
O yüzden önümüzdeki dönemde de şimdiye kadar olduğu gibi deneyeceğim, yanılacağım, tekrar tekrar deneyeceğim ve farklılaşacağım, dönüşeceğim, başkalaşacağım. Tam da olması gerektiği gibi! Tam da hayatın kendisi gibi. Ama sen hayatın peşinden koşturma, bırak hayat seni kovalasın mottosuyla. Kendi bilinçli seçimlerimi çoğaltarak yaşayacağım.
Paylaşımlarıma ne kadarı yansıyacak, paylaşım sıklığım azalacak mı farklı platformlarda artacak mı bilmiyorum, ama en güzel başlangıçlar dönemi Eylül ayı bir buçuk adım yakınımızdayken bu dönüşüm enerjisi okuyan herkese bulaşır umarım! Sevgiler.


Biraz da siz kar(g)alayın!