Hamptead - Londra’nın Yaşanılası Semtleri
, ,

Sevgili Günlük!-Bugün Havaya Fırlatılan Sorular

Written by

·

Bu ara şunu fark ediyorum, insan bir şeye veda edeceğini bilince doğal akış kayboluyor. Zihne o vedanın bırakacağı izler, korkular, hüzünler, heyecanlar, mutluluklar, coşkular doluyor. 3 yılın sonunda Hampstead‘den taşınacağım. En sevdiğim parklarda yürürken, en sevdiğim sokaklarda dolaşırken, keşfettiğim köşelerde otururken, yeni bir kafe açılırken, gün yeniden doğarken, evimin manzarasındaki bitkiler değişirken aklımın bir köşesi veda edeceğimi hatırlatıyor. Hem hüzünleniyorum, hem şükrediyorum hem de yeni için heyecan duyuyorum. Ama o duru ve sadece yaşadığım Hampstead günlerim geride kaldı.

Tanıdık bir duygu. Daha önce bunu pek çok kez hissettim. Şimdiye kadar en sevdiğim semt Hampstead mi bilemem, o an hangi semtte yaşıyorsam ona çok aşık olurum. Beşiktaş’tan ayrılırken de, Koşuyolu ve İstanbul’daki son aylarımda da, hatta North Greenwich’ten taşınırken de böyle olmuştum.

Hampstead çok güzel semt tabii ki hakkını yiyemem! Ama benim için temel güzellik kendi inşa edeceğim rutinlerde, ritüellerde, keşiflerde, bakış açımda saklı. 10 Harika Zen Hikayesi yazısındaki şu hikayeyi çok severim;

İki adam bir Zen ustasını ziyaret eder. İlki der ki “Bu kasabaya taşınmayı düşünüyorum. Nasıl bir yer?” Zen ustası sorar: “Eski şehrin nasıldı?” Adam cevap verir: “Korkunçtu. Herkes nefret doluydu, nefret ettim.” Bunun üzerine Zen ustası şöyle der: “Bu kasaba da hemen hemen aynı bence buraya taşınmamalısın.” Birinci adam gider ve ikinci adam gelir. “Bu kasabaya yerleşmeyi düşünüyorum. Nasıl bir yer?” Zen ustası sorar: “Eski şehrin nasıldı?”

“Harikaydı. Herkes arkadaş canlısıydı ve ben mutluydum. Ama bir değişiklik istiyorum.” Zen ustası şöyle der: “Bu kasaba da hemen hemen aynı. Bence burayı seveceksin.”

Hayatta başımıza gelenler bizim perspektifimizle şekillenir. Neyi aradığımız kadar nasıl aradığımız önemlidir.

***

Yapay zekadan bana bugün ve yarın için birkaç soru sormasını istedim işte sorular ve yanıtlarım dolayısıyla bugünün yazısı!

Sabah uyandığında aklından geçen ilk konu?

Hem izin dönüşü hem de izin öncesi dönemdeyim. Aklımdan elimin gitmediği ve gözümde büyüyen işler geçti. Sabah ilk iş günlük yazarsam güne çok daha iyi bir modda başlıyorum. Günlük yazmasam bile sabah kendime vakit ayırdığım bir minik eylem yeterli. Kişisel bakım yapmak, bitki çayı yapıp kuş sesleri dinlemek(bu hafta sesler müthiş ama çaya hava izin vermiyor) mini bir yürüyüşle kahve almaya gitmek(yeni favorim), yoga yapmak, meditasyon yapmak, Youtube’dan sevdiğim vloggerları açıp evi toparlamak.

Yine de en sevdiğim şey düzenli eve uyanmak ve bana en en en kötü gelen şey telefonu alıp scroll down yapmak.

Peki ben bu ara güne nasıl başlıyorum? Scroll down yaparak!

Bugünün ritmini ne belirledi?

Bunu gpt “gün yavaş mı aktı hızlı mı? bunu en çok ne etkiledi?” diye açmış. Gün sanırım oldukça yavaş aktı ve belirleyici faktörlerden biri hava.

Londra 30 derece ve buranın 30 derecesi Türkiye’nin 30 derecesinden biraz farklı olabiliyor. Burada evler soğuğa göre inşa edilmiş. Metrolar çok eski ve havalandırma yok. Evlerin çoğu eski ve klima taktırmak mümkün değil. Klimayı geçtim bazılarının bulaşık makinası gideri de yok zaten. 🙂 O yüzden nadir yaşanan sıcak hava dalgaları fazlasıyla iç tüketici olabiliyor. Zira ofise gitmeye bile üşendim, o kabus gibi metroda sabah kalabalığında bayılırım.

Bugüne gelirsek kendimi çok fazla zorlamadım, öğleden sonra birkaç saat deep work (odaklanarak çalışma) yaptım. Yarının iş planını çıkardım. İki kez mini yürüyüşe çıktım.

Ailemle ve birkaç yakınımla görüştüm. Bir kilise bahçesinde oturup birkaç sayfa kitap okudum. Müzik dinledim. Kendi standartlarıma göre sakin ve sağlıklı beslendim. 🙂

Bugün otomatik yaptığın bir şey var mıydı?

Genel olarak otomatik yaptığım en belirgin şey: telefona bakmak!

Ama ikincisi biraz daha olumlu, sadece bir hafta önce başladığım halde mesai öncesi ya da arasında mahallemde 10-20 dakikalık yürüyüş. Sabah uyanınca vaktim olmadı ama ilk fırsatta bir ara verip kendimi sıfırlamak için dışarı attım.

Bugün kendinle ilgili fark ettiğin küçük bir şey neydi?

Kilise bahçesinde okuduğum kitapta(Deniz Kadar Derin Gökyüzü Kadar Hafif) dukkha kavramından bahsediyordu. Tatminsizlik gibi basit bir çevirisi olsa da daha katmanlı bir kavram.

Olanı değiştirme arzusuna kapılmadan sakin ve huzurlu bir şekilde kenarda oturamamak” kısmı dikkat çekici. Geçmişle bir sorunum yok, yürüdüğüm yollardan ve kaderimin beni çıkardığı sokaklardan mutluyum. Ama zihnim sürekli geleceğe yönelik çalışıyor.

Bu gelecek bazen yarın akşam gibi çok yakın bir gelecek de olabilir 5 ay sonrası ya da 3 yıl sonrası gibi orta ve uzun bir gelecek de.

Dolayısıyla an’da hissetmek için çabalamam gerekiyor. Basit bir Zen kelamı: Mutlu insan saçını tararken saçını düşünen insandır!

Bugün iyi geldi dediğin küçük an neydi?

Aslında elimin gitmediği işlerin bir kısmını aradan çıkarmak çok iyi geldi. Kaçmak çoğu zaman kişinin omzuna daha büyük bir külfet yüklüyor.

İkincisi daha sinematik bir an’dı. Mesai sonrası kilise bahçesinde otururken hiç beklemediğim kısa bir yağmur yağması. Yağmur seslerine kuş seslerinin, kuş seslerine de kilisede prova yapan kişilerinin melodilerinin karışması. Kilise bahçesinin etkileyici bir yeşil mezarlık olması. Bir dakikalığına hayat daha fazla güzelleşti! Ve ben Hampstead’e tekrar aşık oldum. Ama belki de inşa ettiğim ritüellerdir aşık olduğum?

Yarın tekrar etmesini istemediğim şey?

Farkındalık kelimesinin içi boşaltılsa da fark etmediğimiz bir şeye çözüm üretmemiz çok mümkün değil. Yarın “gelecek zihnine” geçtiğim anları fark edebilirim. Durdurmaya çalışmasam da geçip gitmelerine izin verebilirim.

Tekrar etmesini istemediğim şey sabaha kendime vakit ayırmadan başlamak.

Yarın küçük bir değişiklik yapsam ne olur?

Güne başlarken ilk bir saat telefona bakmamak.

***

Geçtiğimiz hafta WordPress’ten bir bildirim aldım. Blog’um 150’den fazla ülkede okunmuş. Uzun süredir sessizdim. Günlük yazmadığım bir günde, sorularla günümün bir kısmını analiz etmek ve “klişeler ölmez” deyip blog okuyabilen okurlara selam vermek istedim. Haziran ortalarından sonra blogda daha aktif olurdum, ama yazın blog okunmuyor. Bizi Eylül paklayacak gibi! Yine de bir vakit ayırıp bazı seyahat yazılarını yazsam kendime madalya takacağım. Yazmasam da takacağım günün sonuna yaklaşırken kendimden mutluyum. 🙂

Kendi minik dünyamızda nefes almaya değer anlar bulabildiğimiz bir yarın olsun! Ya da yine gelecek zihnine gitmeyelim şu andan başlasın. Sevgiler!

 

 

Biraz da siz kar(g)alayın!

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Yazar Karga sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin