Londra’daki yalnız yürüyüşlerimden birini daha tamamladım. Virginia Woolf’un “Londra’da yalnız yürümek en güzel dinlenmedir.” cümlesini seviyorum. Kim bilir onun yaşadığı dönemde sakin bir Londra’da yürümek nasıldı? Woolf’u bir kenara koyarsak benim için ideal cumartesi; yeni keşifler, müze–park–bakery gezileri demek, pazar ise yenilenme ve dinlenme üzerine kurulu. Solo gezimde ilk durağım Charles Dickens müzesiydi.

Charles Dickens Müzesi
Müze Bloomsbury’de yer alıyor. The British Museum’a 15 dakika yürüme mesafesinde. Yetişkin ücreti 14 pound.
Müzenin minik bir dükkanı ve gizli mücevher sayılabilecek bir kafesi var.
Charles Dickens bu eve eşi Catherine ile birlikte yerleşip 3 yıl yaşamış. Ünsüz biri olarak girdiği bu evde Oliver Twist, Nicholas Nickleby romanlarını yazmış ve ciddi bir ün kazanmış.
- Hayatından bazı kesitlere yer verirsem; babası ödeyemediği borçları sebebiyle Dickens’ın çocukluğunda hapse girmiş. Dolayısıyla kolay bir çocukluğu yok.
- Eşi Catherine’den 10 çocuğu olmuş. 9’u erişkinliğe ulaşmış. Fakat daha sonra boşanmışlar. Boşanma sebebinin Catherine’in şişmanlığı olduğu yönünde söylentiler var. Bu konuyla ilgili Ekşi’de “boyun posun devrilsin Charles” yorumu görüp gülmüştüm. 10 çocuktan sonra nasıl zayıf kalacaktı kadın bilemiyoruz. 🙂 Aynı zamanda Victoria döneminde boşanma konusu skandal olarak değerlendirilmiş.
- Amerika’yı iki kez ziyaret edip; bir süre Fransa, İtalya ve İsviçre’de yaşamış.

Gizli Cennet: Müze Kafesi
Müzeden bir defter aldım. Kalın kapaklı, üzerinde “A Tale of Two Cities”(İki Şehrin Hikayesi)nde geçen “En güzel zamanlardı, en kötü zamanlardı.” yazıyor. İlerideki günlüklerimden biri olacak. Havanın sıcaklığından dolayı buzlu bir latte aldım, yalnız yürüyüşüm müze bahçesindeki yalnız anlarımla taçlandı. Üç sayfa yazdım.
Bu minicik bahçeyi iyice gözlemleyip, defterime betimleme notları aldım. Dickens’ın sevdiği birkaç bitkiyi gördüm ve Londra’nın merkezinde sakinliğe eriştim.

Bağımsız Londra Kitapçıları
British Museum ve Kitap Kokan Londra yazısında British Museum çevresindeki bağımsız kitapçıların birkaçını yazmıştım. Cumartesi portföye yeni iki kitapçı eklendi.
The Atlantis Bookshop ve Treadwell’s Books
Şifacılık, witchcraft, tarot, okültizm, paganizm ve ezoterik dünyaya odaklanan sıradışı kitapçılar. Londra’da bu tür konular üzerine ne çok kitapçı var. Çocuk kitapçısı, haritalar üzerine kitapçılar, seyahat konusuna yoğunlaşan kitapçılar tamam ama içine girince büyücü dükkanına girmiş gibi hissettiren yerler ilginç. 🙂 Sanırım bazılarında tarot okuması da yapılıyor.

Store St. Espresso
Treadwell hizasında cosy bir kahveci gözüme çarptı. İlginç ice latte çeşitleri var. Bir süre oturup kitabımın sayfalarını karıştırdım.
Soho Sokakları
Sonra renkli Soho’ya doğru yürüdüm. Londra’da bana tuhaf bir cookie sevdası yüklendi. Gail’sin ince, kıtır cookielerini çok sevmiyorum; ama daha kalın yumuşak dolgun cookieler benlik. Sonbaharda evde yapmaya başlasam mı diyorum. Millet zayıflama iğnelerine geçmişken çok mantıklı bir yaklaşım. 🙂
Daha önce Soho’daki Puffy Cookies’i denedim çok güzeldi. Bu kez uzun süredir listemde olan Creme’e gittim. Sütlü çikolatalı ve muzlu & bitterli cookie aldım. Fakat cookielere hiç dokunmayıp eve sakladım. Amacım Soho sokaklarında biraz dolaşıp yemek yemekti.

Soho’da;
- Kiln -Thai
- Bao -Tayvan
- Bancone – İtalyan
- Yeni Soho – Türk
- Burger & Lobster – Istakoz, deniz ürünü
- Dishoom – Hint
- Barrafina – İspanyol
sevdiğim restaurantların birkaçı.
Hava o kadar sıcaktı ki canım freş freş suşi yemek istedi. Defalarca kez önünden geçtiğim, ama hiç uğramadığım Sticks’n’Sushi’ye gittim. Yengeçli bir kroket ve suşi rollerinden birini söyledim. Tek başına yemek için çok iyi bir mekandı. Boş, ferah, lezzetli.
***
Restauranttan kalktım, ama damağımda suşinin değil; Londra’daki yalnız yürüyüşümün tadı kaldı. Yenisini ne zaman yaparım diye düşünüp kendimi bu zevkten mahrum bırakmamaya karar verdim.



Biraz da siz kar(g)alayın!