Her ne kadar Nietzsche “beni anlamıyorlar, ben bu kulaklara göre bir ağız değilim.” dese de son aylarda bu kadar vuran, durduran, düşüncelere daldıran cümlelere denk gelmemiştim. O yüzden bugünün yazı konusu Nietzsche sözleri. Öte yandan Nietzsche kadar derin olmaya bile gerek yok, hepimiz zaman zaman “anlaşılamama” çukurunda boğuşuyoruz.
Hayat
“Nereye koşuyoruz? Neden sürekli koşmak zorundayız?” diye soruyorum bazen. Zen’e, meditasyona, doğaya yaklaşma çabam durmayı, yavaşlamayı kendi ilgi duyduğum şekilde öğrenmek. Dünya yorucu. Ama Nietzsche diyor ki; “hayat sürekli aşılması gereken bir şeydir.” Bu maalesef ki bir tek insanlık için böyle. Ne bitkilerin ne hayvanların ne de bir başka canlının böyle bir gayesi yok.
“Uçmayı öğrenmek isteyenin önce ayağa kalkmayı, yürümeyi ve koşmayı, tırmanmayı ve dans etmeyi öğrenmesi gerekir. Uçmak birden uçarak öğrenilmez.” diye de ekliyor Nietzsche. Sabırsızlar çağındayız. Vaktimiz yok süreci beklemeye. Kısa yoldan varmak istiyoruz her şeye. Belki de en çok da bu yüzden bu kadar dolandırılan var. Bazılarına bir şeyler altın tepsiyle sunulur elbette; ama genel olarak Michael Jordan’ın da dediği gibi “Eğer işi yaparsanız ve çalışırsanız ödüllendirilirsiniz. Hayatta hiçbir kısa yol yok”.
Kendin
Kendin olmaya dair derin Nietzsche sözleri var.
“Karşına çıkacak en kötü düşman daima sen kendin olacaksın. Kendini mağara ve ormanda pusuya düşürmek için sen kendin bekleyeceksin.” satırlarını okuduğumda Nietzsche’nin tanımladığı o “beni” kendi içimde çok net görüyorum. Bir bekçi gibi her fırsatta paçamdan aşağıya çekmeye çalışan, karanlığını pervasızca ortaya saçan beni… Bir kere düşünmekle ilgili “İnsanın kendi kendisini taciz yöntemi. Zihnin yaptıklarını bir başkası yapsa yargılansın diye dava açabilirsin.” diye yazmıştım bir yerde. İnsanın kendiyle ve zihniyle ömürlük bir kapanda olması zor.
Öte yandan Nietzsche sözleri kendinle barışmaya dair süreci de sunuyor ve belki de en emek isteyen konu bu; “Kendini sevmeyi öğrenmek bugünden yarına yerine getirilecek bir buyruk değildir. Daha çok tüm sanatların içinde en incesi, en kurnazı ve en sabırlı olanıdır. Kişinin sahip olduğu her şey ondan gizlenmiştir ve hazinelerden sonra en son kendi hazinesini gün ışığına çıkartır insan. Böyle gerektirir ağırlığın tini.” İnsan belki de kendini sevmeyi hakkıyla öğrendikçe o düşmanın sesi daha geride kalır?
Peki insan nasıl özgürleşir? Nietzsche diyor ki; “Kendini dinlemeyen kişi itaatkardır.” Felsefenin güzel tarafı da yeni soruları beraberinde getirmesi bence. İnsan hep mi kendisini dinlemeli mesela? Ya da ömrünün ilk yıllarını büyük bir itaatkarlık içinde birilerine bağımlı geçiren insanın gerçek özgürlüğüne yelken açması, iç sesine kulak vermesi nasıl öğrenilir?
“Yürümeyi öğrendiğimden beridir koşuyorum. Uçmayı öğrendiğimden beri kimseye ihtiyaç duymadan havalanıyorum. Hafifledim ve uçuyorum artık, kendimle baş başayım, bir tanrı dans ediyor bende.”

Yalnızlık
“Böyle söyler deli: İnsanlarla ilişki insanın karakterini bozar, özellikle de bir karakteri yoksa…”
Her ne kadar çalışmalar insan sosyal bir varlıktır, uzun yaşamın mutlu olmanın sırlarından biri de “sosyalleşmek ve iyi arkadaşlar edinmektir” dese de Nietzsche sözleri yalnızlığa dikkat çekiyor;
“Yalnızlığına kaç kardeşim! Büyük insanların gürültüsünden, küçüklerinse iğnelerinden huzursuz olduğunu görüyorum. Orman da kaya da saygıyla susmayı bilir. Ulu bir ağaca dönüştür kendini, sessiz ve sakince dinler o, bir denizin üzerinde salınır durur. Dediğinde ısrarcı olanlara da özenme, çünkü sen bir hakikat sevdalısısın! Hakikat kendini hiçbir zaman dediğinde ısrarcı olanın kollarına bırakmaz. Derin bir kuyunun idraki de yavaştır, o derinine neyin düştüğünü anlamak için çok uzun süre bekler.”
Bu noktada fona MFÖ Yalnızlık Ömür Boyu parçasını alabiliriz. Ama kalabalıklar içinde olsak bile ne kadar farkındayız yalnızlığımızın bilmiyorum.
“Yalnızlaşmana aşkla ve yaratılışınla yürü kardeşim. Adalet çok sonra aksayarak gelecektir arkandan. Benim gözyalşarımla yürü yalnızlaşmana kardeşim. Kendisinin ötesindekini yaratarak yok olanı severim.”
Beden
“Uyanmış kişi der ki: Ben bütünüyle bedenden ibaretim. Başka da hiçbir şey değilim, ruh denen de bedendeki bir şeye verilmiş bir isimdir sadece. Bedenin bilgeliği en derin düşüncenin bilgeliğinden daha yücedir.”
Beden ile ilgili bu Nietzsche sözleri bana zihinle bedeni birbirinden ayırıp ayırmadığını merak ettirdi. Nietzsche’nin bol bol yürüyüşler yaptığını biliyorum. Hatta Cote D’Azur seyahatinde Eze Köyü’ne gitmiştik. Nietzsche’nin yürüyüş yaptığı yolda saçma komik bir fotoğrafım var. 🙂
Bence bedenin mesajları ve ihtiyaçları zihne göre çok daha net ve doğru. Beden esneklik istiyor, bir yara açıldığında iyileşmek için bütün varını yoğunu ortaya koyuyor, bir iş için su içmeyi, tuvalete gitmeyi aksattığında hayati fonksiyonlara dair bir mesaj gibi algılayıp önlem alıyor. Onlarca örnek verilebilir. Konu burada biz ne kadar bedene yardımcıyız ve saygılıyız?
Biz bedenimizin öneminin ne kadar farkındayız?
İhtiyaçtan Doğan Zıtlıklar
Belki de doğru başlık olmayabilir, ama bunu kullanmak istedim. Nietzsche diyor ki;
“Bilgelik şurada gizli: İyi uyumak için uyanık olmak.” Kim bilir nasıl bir uyanış tanımladı? Ama komik bir şekilde bu satırları okuyunca, üniversite sınavına girmeden önceki günüm geldi aklıma. İzmit’te oturuyorduk. Ailem Sapanca’da piknik planı yapmıştı. 🙂 Açık havada yorulmamı istediler ki sınav öncesi rahat bir uyku çekebileyim.
“Hiç evet dediniz mi hazza? O zaman evet demiş oldunuz her acıya. Her şey birbirine kenetli ve bağlıdır.”
“İnsan da tıpkı ağaç gibi göğe ve ışığa ne kadar ulaşmak isterse, kökleri toprağa, aşağıya, karanlığa, derine ve kötülüğe ulaşmak için o kadar çabalar. Cennete doğru büyüyecek olan ağaç, köklerini cehenneme yollamalıdır.” Tam da yazının ilk cümlesinde yazdığım “beni anlamıyorlar, ben bu kulaklara göre ağız değilim” diye tanımladığı yerdeyim bu satırlar konusunda. Küçücük bir yanım ne demek istediğini hissetse de çok daha büyük bir yanım hiç anlamıyor.
Konuşmak
Belki de bizi diğer canlılardan ayıran en keskin özelliklerimizden biri sözlü iletişimimizin bu denli yüksek olması. Ama hiçbir şeyi konuşmaya değer bulmamaya başladığımızı düşünüyorum bazen. Derin dostluklarımız sarsılıyor oturup konuşamıyoruz. İlişki bitiyor konuşamıyoruz. Birini seviyoruz konuşamıyoruz. Birine kızıyoruz konuşamıyoruz. Haksızlığa uğramış hissediyoruz konuşamıyoruz. Aklımıza sorular geliyor soramıyoruz. Konuşma yeteneğimiz var belki; ama genel olarak konuşamıyoruz aslında. Biraz gözlemleyin eminim hepiniz fark edeceksiniz. İletişim kanallarının en güçlü olduğu devirde iletişimsizlik en yükselen trendlerden biri.
Ve Nietzsche diyor ki; “Kötü de olsa konuşalım bunu çünkü susmak daha kötüdür. Çünkü suskunlukla geçiştirilen her hakikat zehirlenir. Parçalanacak ne varsa hakikatlere çarpıp parçalansın! Daha inşa edilecek çok şey var.”
Amor Fati! – Kaderini Sev
“Kaderini sev. Çünkü aslında hayatın bu!” diyor Nietzsche. Burada tabii Nietzsche’nin inanç/inançsızlık durumunu göz önünde bulundurarak nasıl bir kader algısı çizdiğini anlamak gerek. Ama kendi açımdan baktığımda bir gerçekliğe vurgu görüyorum. Hayatta kontrolümüzde olan ve olmayan konular var. Seçimlerimizden doğan pişmanlıklarımız ya da mutluluklarımız var. Ama günün sonunda avucumuzun içinde bir hayat tutuyoruz ve yaşadığımız sürece ondan kaçma şansımız yok. Sevmek belki de “olanı biteni olduğu gibi kabul etmek” anlamını da taşıyor. Düşündüğümde daha iyi bir formül bulamıyorum ben de.
Elindekini Sunmak
Tüm bunların dışında tadının ne olduğu önemli değil, sadece bir meyve verebilmektir belki de amaç. Belki de bir meyve ağacı olduğumuzun farkına varmak ve hangi meyveyi verebiliyorsak onu vermek sadece. Belki de bunca sözün ve anlatının tek amacı da budur; meyve veren bir ağaç olduğumuzu hatırlamak ve kendi doğamızı gerçekleştirmek günün sonunda.
Tam da bu satırları yazmışken “Ey Zerdüşt! Meyvelerin olgun ama sen olgun değilsin meyvelerin için.” cümlesi geliyor. Hepimizin içinde bir potansiyel var. Hepimizin yetenekleri, sınırları, imkanları, imkansızlıkları var. Hepimizin bu hayata sunabileceği şeyler var. Peki olgun muyuz bunlar için, cesur muyuz adım atmakta, kararlı mıyız devam etmekte?
Aşağıdaki yazılar da ilginizi çekebilir;
- Lao Tzu Sözleri
- Maya Angelou Sözleri
- Mutlu Olma Sanatı
- Epiktetos – Kendisinin Efendisi Olmayan Hiç Kimse Özgür Değildir
- Ermiş Kitabı İncelemesi
Hizmetler: Koçluk almak ister misiniz?
Soru ve görüşleriniz için; İletişim sayfasından ya da yorum kısmından bana ulaşabilirsiniz.


Biraz da siz kar(g)alayın!