Marcus Aurelius Sözleri
, , , , ,

Marcus Aurelius Sözleri

Written by

·

Marcus Aurelius (MS 121-180), Roma İmparatoru ve Stoacı filozoflardan biri. Geçmişte Epiktetos, Seneca gibi Stoacı filozoflarla ilgili yazı yayınladığım olmuştu. İş Bankası Yayınları’nın, Kendime Düşünceler isimli eserini okudum. Aslında 130 sayfalık kısa bir eser, fakat okuma hızım kitabın kısalığıyla doğru orantılı olmadı. Yavaş yavaş, günlere yaya yaya okudum ve Marcus Aurelius Sözleri yazısında altı çizili satırların bazılarını aktaracağım.

En Etkileyici Marcus Aurelius Sözleri

Kitabı okurken Marcus Aurelius ile ilgili en çok dikkatimi çeken tema “ölüm” temasıydı. Dönemin zor şartları mı, Roma İmparatoru olmasının etkisi mi bilmiyorum; sürekli “Zaten ölüp gideceğiz, bizi tanıyanlar da ölecek. Ne bu tantana?” gibi bir yaklaşımı var. Tamam öleceğiz de sürekli bunu hatırlayarak yaşamıyoruz neticede. 🙂 Bazen “Hala düşüncelerini okuyup, dinlediğimiz filozoflar şu mevcut dünya düzeninde yaşasalardı görüşlerini nasıl güncellerlerdi?” sorusunun yanıtını merak ediyorum.

İkinci dikkat çeken husus ise kader konusu. Malum Marcus Aurelius dönemi henüz İslamiyet’in olmadığı, Roma’da pagan inanışın hakim olduğu, Hristiyanların ve Yahudilerin azınlıkta bulunduğu bir dönem. Fakat satırlarda çok baskın bir kader teması hakim. Tabii buradaki kader ile İslam dininin kader yaklaşımı tam olarak aynı değil muhtemelen. Yine de yaşama tesir  noktasında büyük farkları olduğunu düşünmüyorum.

İnziva

Marcus Aurelius sözleri arasında en sevdiğim kısımlardan biri kendi içimizde çekilebileceğimiz inzivadan bahsettiği kısımlar. Bazen inziva için kaçıp gitmek, para ve zaman harcamak gerektiğine inanabiliyoruz. İnsan kendi ruhunun sessizliğinde çekildiği bir inzivada çok daha gerçek çözümlemelere, yaratıcı fikirlere, huzura erişebiliyor.

İnsanlar kır evlerinde, deniz kenarlarında ve dağlarda inzivaya çekilecek yer arar; sen de buna şiddetli bir özlem duyuyorsun. Fakat bu özlem çok cahilcedir. Eğer inzivaya çekilme isteği duyuyorsan gayet mümkün ve basittir bu: İnsan dilediği zaman kendi içinde inzivaya çekilebilir. Üstelik insan inzivaya çekilmek için kendi içinden, kendi ruhundan daha huzurlu, daha sakin hiçbir yer bulamaz, özellikle de kendinde inzivaya çekildiğinde ona huzur verecek şeylere sahipse. Huzur dediğim zarif bir düzendir aslında. Kendini sürekli böyle bir inzivaya çekilmeye ver ve kendini yenile.

Yazar Burada Ne Demek İstiyor? 🙂

Kendinin içindeki bu ufacık yerde inzivaya çekilmeyi unutma, hiçbir şey dikkatini dağıtmasın, sabırsızlanma, işlerini özgürce yürüt. Fakat elinin altındaki ilkelere şu ikisini de ekle: Birincisi, şeyler ruha temas etmez, daima onun dışında ve hareketsizdirler; bütün kaygılarımız içimizdeki düşünceden doğar. İkincisiyse gördüğün hemen hemen her şey kısa sürede değişecek, hatta artık var olmayacak. Böyle ne kadar çok değişikliğe bizzat şahit olduğunu hiç aklından çıkarma. Dünya değişimdir, yaşamsa kanaat.

Ben bu satırların altını çizmiştim; ama “Dünya değişimdir, yaşamsa kanaat.” kısmını pek anladığım söylenemezdi. Sonra bir arkadaşım bu satırları okudu ve cümleye takıldı. O da anlamadı. Çeviriyle bağlantılı olduğunu düşünüyorum. İngilizce çevirisine baktığımda: “The universe is change, our life is what our thoughts make it.” cümlesi bana “Evren sürekli değişir, hayatımız ise düşüncelerimizin ona verdiği şekildir” anlamını veriyor. Ki biraz katılıyorum, biraz katılmıyorum. Düşüncelerimiz, bakış açımız çok önemli olmakla birlikte seçimlerimiz ve davranışlarımız daha önemli. Bazen doğru bildiğimizi uygulamıyoruz mesela. (Ya da tam tersi) Doğu felsefesindeki “sen zihnin değilsin.” yaklaşımı çok daha etkili geliyor bana.

Fakat kitabın bir başka noktasında şu sözler var ve hak veriyorum.

Neyi sık sık düşünüyorsan aklın da ona benzer bir şey olacaktır: Çünkü ruhunu dolduran düşüncelerdir.

Değişime dair satırlar;

Her şeyin değişimle gerçekleşmesini sürekli düşün; bütünün doğasının en sevdiği şeyin var olanları aniden değiştirip yerine yenisini yapmak olduğunu düşünmeye alış. Çünkü var olan her şey, kendisinden var olacak şeylerin tohumudur aynı zamanda. Sense tohumların sadece toprağa ve rahme bırakıldığını sanıyorsun, ama bu çok bayağı bir fikir.

Marcus Aurelis Sözleri – Doğa İle Uyum

Aşağıdaki Marcus Aurelius sözleri, bana doğrudan Epiktetos’u ve Stoacı düşünce yapısını hatırlattı. Zaten kitapta da zaman zaman Epiktetos alıntıları mevcut.

Ey dünya, seninle uyumlu olan her şey benimle de uyumludur. Senin için zamanında olan şey, benim için  erken veya geç değildir. Ey doğa, mevsimlerinden gelen her şey meyvedir bana. Her şey senden gelir, her şey sende var olur, her şey sana döner.

Kitapta doğa ile ilgili kısımlar bu kadarla sınırlı değil. Dikkatimi çeken birkaçına daha yer verdim;

Zamanın bir anını bile doğaya uygun geçir ve memnuniyetle ayrıl yaşamdan; tıpkı onu yaratan toprağa ve yetiştiren ağaca şükranlarını sunmak için olgunlaşınca yere düşen bir zeytin tanesi gibi.

Dalgaların sürekli çarptığı kaya gibi ol: Sağlam, hareketsiz durur kaya ve yapıştırır etrafınada suyun öfkesini. “Ne talihsizim ki bu benim başıma geldi.” Hayır talihsiz değilsin, “Bu benim başıma geldiği için talihliyim, zira bana hiçbir zarar vermedi ve şu andaki, ya da gelecekteki yaşamım için de korkmuyorum.” demeli. Çünkü herkesin başına talihsizlik gelebilir, ama herkes talihsizliği zarar görmeden atlatamaz. Öyleyse neden talihsizlik değil, talih olmasın?

Marcus Aurelius Sözleri
Marcus Aurelius Sözleri

Marcus Aurelius Sözleri – Kader & Yazgı & Ölüm

Başta da belirttiğim gii kitapta bol bol kader, yazgı, ölüm teması var. Çoğunun altını çizmedim. Bir aşamadan sonra “tamam yeter” diye düşündürdü. 🙂 Yine de bir kısmını paylaşacağım.

  • Tek bir şey vardır ki o da iyi kişilerin kendine has özelliği olan sevmek ve başına gelenleri, kendisine kaderin biçtiklerini nezaketle karşılamaktır.
  • Her şey fanidir, hatırlayan da hatırlanan da.
  • Yalnızca başına gelenleri ve yazgının sana biçtiklerini sev. Senin için bundan daha uygun bir şey var mı? (Akla Nietzsche’nin Amor Fati kavramı geliyor)
  • İki nedenden dolayı başına gelenlere katlanman gerekir: İlki başına gelenler senin başına gelmiştir; senin için, sana uygun olarak düzenlenmiş, en başından beri yazgınla ve ilk nedenlerle birlikte örülmüştür. İkincisiyse, her bireyin başına gelenler kendi refahına olduğu kadar evrenin refahına da hizmet eder ve evreni ayakta tutan, dengesini sağlayan nedenlerden biri de budur. Çünkü yalnızca nedenlerin değil, evreni oluşturanların bağlantısının ve sürekliliğinin herhangi bir parçasını koparırsan, evrenin kusursuzluğu zedelenir. Yani şikayet etmek bu bağı koparmak, onu ortadan kaldırmaktır.
  • İçinde bulunduğun koşulları sahiplen, yazgının sana layık gördüğü, aralarında yaşadığın insanları sev, ama gerçek anlamda sev!
  • Ufacık bir parçası olduğun evrenin, sana sadece kısacık bir anı bahşedilmiş zamanın bütünlüğünü ve payına düşen yazgıdaki küçücük rolünü hiç unutma.

Pazartesi Sendromu

Marcus Aurelius’a aşağıdaki satırları söyleten şartları merak etmedim değil. 🙂 Hazır yazımı Pazar akşamı yayınlıyorum, Pazartesi sendromuna selam olsun.

Sabahları kalkmayı canın istemedikçe şunu hatırla: “İnsanlık görevi için kalkıyorum.” Eğer bunun için doğduysam, bunun için dünyaya gönderildiysem neden huysuzlanıyorum? Çarşaflara, örtülere sarılıp kendimi ısıtayım diye mi yaratıldım? “Fakat bu daha keyifli.” Öyleyse keyif çatmak için dünyaya geldin, eyleme geçmek, çaba harcamak için değil. Bitkilerin, küçücük kuşların, karıncaların, örümceklerin, arıların üstlerine düşen her şeyi yaptıklarını, ellerinden geldiğince dünyanın düzenine katkıda bulunduklarını görmüyor musun? Ve sen insanların görevlerini yerine getirmesini istemiyorsun öyle mi? Kendi doğanın sana buyurduklarını yapmakta acele etmeyeceksin öyle mi? “Fakat dinlenmem gerek.” Tabii ki, benim de dinlenmem gerek. Yine de doğa yemek, içmek gibi bunun da sınırlarını belirlemiştir, oysa sen yararlı dinlenme ölçüsünü aşıyorsun. Fakat eyleme gelince gereğinden azını yapıyorsun, hatta payına düşen ölçünün altında kalıyorsun. Aslında sen kendini sevmiyorsun; sevseydin doğanı ve doğanın gereğini de severdin. İşlerini seven insanlar, çalışırken yemek yemeyi, yıkanmayı dahi unuturlar. Fakat sen kendi doğana, bir işlemecinin işlemesine, dansçının dansa, paragözün paraya, kendini beğenmiş birinin küçük şöhrete verdiğinden daha az değer veriyorsun. Ve böyle insanlar ne olursa olsun işlerine karşı tutkulu bir sevgi beslerler; yemek yemeyi uyumayı unuturlar ve zamanlarını harcadıkları işleri daha da ileri götürmek isterler. Toplum yararına olan işler sana daha değersiz ve daha itibarsız mı görünüyor?

Öyleyse keyif çatmak için dünyaya geldin?” yakarışına “evet!” yanıtını vermek istiyorum. Ama belli ki öyle değil, işim gücüm, uğraşım olmadığı zaman depresif hissediyorum. Havadan akan bir servet olsaydı öyle hissetmezdim muhtemelen. 🙂 Ki o servetin içinde de uğraşlarımın olacağına inanıyorum. Belki bu kez sadece ruhumu besleyen uğraşlar olurdu. Neyse hayatın bir akışı var ve işimize gücümüze de şükürler olsun. 🙂 Aurelius’u kızdırmayalım!

Yukarıdaki satırlarda “sürekli yatmak isteyen” depresip bakış açısına serzenişler de vardı sanki. Ve Marcus Aurelius’un şu sözlerinde de depresifliğe işaret var;

Şunu da aklında tut: Uyuklama, hararet, iştahsızlık gibi rahatsızlık veren pek çok şey, genelde dikkatlerden kaçsa bile acıyla aynı şeylerdir. Dolayısıyla bunlardan herhangi biri seni rahatsız ederse, kendi kendine şunu söyle; “Kendini acıya teslim ediyorsun.”

Aslında bir parola sunmuş. Halsiz, uyuşuk, iştahsız hissediyorsan akıl ve ruh durumunu bir sorgula. Belki de kendini teslim ettiğin karanlık bir taraf var?

Hiçbir işi gelişigüzel veya sanatın temel ilkelerine uyumsuz yapma.

Artık daha fazla amaçsız dolaşma. Kesinlikle gerçekleştirmek istediğin şeyler için hızlan, boş umutları defet, eğer kendinle ilgiliysen, hala mümkünken kendin koş.

Övgü & Ün Gerekli Mi?

  • Yakınlarının söylediği herhangi bir söze, yaptığı herhangi bir işe, aklından geçen herhangi bir düşünceye bakmayan, sadece kendi yaptıklarının adilliği ve doğruluğuyla ilgilenen kişi ne çok boş vakit kazanır. Bir başkasının karanlık mizacını umursama, doğru yolundan sapmadan ilerle.
  • Öldükten sonra gelecek üne düşkün birisi, onu ve onun ününü hatırlayacak olanların da kendisi gibi kısa süre sonra öleceğini, onlardan sonra gelecekleri de aynı akıbete uğrayacağını, hatırasının bu şekilde parlayıp sönerek birinden öbürüne geçerken sonunda tamamen yok olacağını tahayyül etmez. Haydi hatıran ve hatıranı yaşatanlar ölümsüz diyelim, bundan sana ne? Övgü ölünün ne işine yarar? Hatta bazı durumlar haricinde yaşayanların ne işine yarar? Öldüğünde başkalarının senin hakkında söyleyeceklerini dert etmekten, doğanın sana şimdi bahşettiklerini umursamıyorsun.
  • Her şeyin kendine özgür bir güzelliği, bizzat kendisinden gelen ve eksiksiz bir güzelliği vardır; övgü bu güzelliğin bir parçası değildir. Övgü övülen şeyi ne daha kötü, ne de daha muhteşem yapar. Bunu herkesin güzel saydığı şeyler için de, mesela maddi şeyler ve sanat için de söylüyorum. Güzel olan bir şeyin başka bir şeye ihtiyacı var mıdır? Saygınlık, gerçeklik, cömertlik gibi. Bunların hangisi övüldüğü için iyidir ya da hangisi yerildiği için mahvolmuştur. Zümrüt çirkinleşir mi övgüler düzülmezse?
  • İyi bir şey yaptığında ve bunun birisine yararı dokunduğunda, neden ahmaklar gibi üçüncü bir şey ararsın, neden yaptığın iyiliğin fark edilmesini ya da karşılığında sana iyilik yapılmasını istersin?

Son maddede aklıma “Camın önüne kuşlar için yem koyduğunda kuşlardan iyilik mi bekliyorsun?” metaforu geldi. İnsanlara yapılan iyilikte bu kadar beklentisiz olabilmek hiç kolay değil. Çıkarlar dünyasında yaşıyoruz. Ama daha huzurlu bir bakış açısı olduğu kesin.

Minimalizm 🙂

Marcus Aurelius’un aşağıdaki sözlerini günümüzdeki minimalizm felsefesine uyarlayabiliriz. Sadeleş, basitleş, alan aç…

  • Huzur istiyorsan pek az şey yap.
  • Söylediğimiz ve yaptığımız şeylerin gereksiz olanlarından vazgeçersek, hem boş zamanımız hem de huzurumuz artar. Bu yüzden her seferinde şunu hatırlamak gerek: Bu gereksiz bir şey mi? Fakat yalnızca yaptığımız gereksiz işleri değil, gereksiz düşüncelerimizi de azaltmamız gerekir, böylelikle bunları gereksiz işler izlemez.
  • Basit ol. Biri hata mı yapıyor? Kendisine karşı hata yapmaktadır. Başına bir şey geldi mi? Güzel. Başına gelen her şey, doğa tarafından çok önceden belirlenmiş ve sana pay edilmiştir zaten. İşin özü yaşam kısadır. Şu anı ihtiyat ve adaletle işe yarar bir şekilde kullan.
  • Bırak dışarıda meydana gelecek herhangi bir hadiseden etkilenen etkilensin. Hatta dileyen yakınsın. Ben başıma gelenlerin kötü bir şey olmadığını düşünürsem ondan bana zarar gelmez. Böyle düşünmek de benim elimdedir. – (Stoacı filozof Seneca’nın da benzer bir yaklaşımı vardı. Sürgüne gönderildiği dönemde de bu yaklaşım muhtemelen kendisine yardımcı oldu.)

Beden Miyim, Ruh Mu?

Kitabın bir noktasında aşağıdaki cümle var;

Epiktetos’un dediği gibi, “Bir cesedi sırtlanmış ufacık bir ruhsun sen.”

Bir başka kısımda ise;

Bedenin bu hayatta direnirken, ruhunun pes etmesi yüz kızartıcıdır.

İlkinde beden sadece bir elbise işlevi görüyor ve ruhtan ibaretiz. İkincisinde ise beden direnen canlı kanlı bir şey “ruh da direnmeyi bırakmasın” yaklaşımı var.

Neticede ruhun varlığı ispat edilmedi, ama her ne kadar yer yer unutsak da bedenimiz bir gerçek. 🙂

***

Yazıyı noktalarken en sevdiğim Marcus Aurelius cümlelerini sona bıraktım.

Kendine gel, ayıl, uykudan uyan ve seni rahatsız eden şeylerin rüya olduğunun farkına var, yeniden uyanıksın, her şeyi önceki gibi gör artık.

Zihin boyutunda geçen hayatı rüya olarak görüyorum. Geçmiş-gelecek düşünerek yaşanan anlar yarım yamalak yaşanıyor. Uyanıp an’a geldiğinde, şimdide olduğunda gerçek anlamda yaşıyorsun. Kafandaki kaygı ve pişmanlıkları yerinde bırakıp “şimdi ne mümkün?”, “şu an ne yaşıyorum?” kısmına dönüş gerekiyor.

Kendime acı çektirmem doğru olmaz, çünkü başka birine hiçbir zaman kasten acı çektirmedim.

En büyük acımasızlıkları kendimize yaparken, bu söz o kadar güzel geldi ki. Başkalarına gösterdiğimiz şefkati kendi özümüze neden göstermiyoruz?

Soru ve görüşleriniz için; İletişim sayfasından ya da yorum kısmından bana ulaşabilirsiniz. 

Biraz da siz kar(g)alayın!

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Yazar Karga sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin