Felsefenin Tesellisi, Alain de Botton’ın yazdığı 300 sayfalık bir eser. Kitap Kulübü’nde önerildiği için okudum. Sırasıyla Sokrates, Epikuros, Seneca, Montaigne, Schopenhauer, Nietzsche’nin hayatından bazı kesitleri ve felsefi yaklaşımlarını ele alıp bu konularla ilgili kendimize nasıl bir “teselli” çıkarabileceğimize odaklanıyor.
Felsefeye dair çok fazla bilginiz yoksa, Felsefenin Tesellisi kolay okunan ve ağzınıza bir parmak bal çalan kitaplardan biri. Her filozofa yaklaşık 50 sayfa ayrıldığı için derin bir bilgi sağlamıyor, ama bitirdikten sonra bazı kavramları ve filozofları merak edip daha çok okumanızı ve araştırmanızı sağlayabilir.
Gerçi bazen bazı filozofların yıkık yaşamlarını okuduğumda, “bu hayatlar günümüz şartlarına uyarlandığında sosyal ilişkilerini, hayatta kalma becerilerini yönetemeyen birilerinin fikirlerini merak eder miydim?” diye kendi kendime soruyorum. Bilin bakalım cevabım ne oluyor? 🙂 Yine de felsefi içerikleri bir süre daha okuyacağım gibi duruyor.
Yazı İçeriği
Felsefenin Tesellisi – Sokrates
Felsefenin Tesellisi kitabı Sokrates kısmına “Kabul Görmemenin Tesellisi” başlığında değiniyor. Sokrates idama mahkum edilen filozoflardan biri. Geçmiş yıllarda Sokrates’in Savunması isimli kitabı Storytel üzerinden sesli kayıt olarak dinlemiştim. Savunmasında eğilip bükülse, yalvarsa belki de idam edilmezdi.
Aslında notlar aldım, fakat yazımda Sokrates ile ilgili olarak Felsefenin Tesellisi kitabından bir alıntıya yer vermeyeceğim. Onun yerine savunmasından sevdiğim bir pasajı ekliyorum;
“Atinalılar, belki de sizi ikna edecek uygun savlar bulamadığım için mahkum edildiğimi düşünüyorsunuz. Mahkumiyetten kaçınmak için her şeyi yapıp her şeyi söylemenin gerektiğine inansam haklı olabilirdiniz. Tabii ki öyle değil. Savlarımın eksikliğinden değil, küstahlık ve utanmazlığımın eksikliğinden, bir de benden büyük bir memnuniyetle duymayı beklediğiniz sözleri söylemediğim için mahkum oldum. Ağlayıp dövünmedim ve başkalarından duymaya alışkın olduğunuz, ama bana yakışmayan şeyler yapıp söylemedim. Buna rağmen, tehlike altında olduğumda özgür insanlara yakışmayan şeyler yapmam gerektiğine inanmadım ve şimdi de kendimi böyle savunduğum için pişman değilim. Kendimi şimdi savunduğum şekilde savunduktan sonra ölmeyi, yalvarıp yakararak ölümden kurtulmaya yeğ tutarım.”
Felsefenin Tesellisi – Epikuros
Hedonizm ile ilgili birkaç temel bilgiye sahip olsam da Epikuros yabancısı olduğum bir filozof. Hedonizmin en temel özeti zevk ve hazzı hayatın merkezine alması. Günümüz dünyasında pek çok zevk için PARA gerektiğini düşünebiliriz. Fakat ironik olarak kitapta Epikuros kısmının başlığı; yeterince paraya sahip olmamanın tesellisi.
Epikuros’un yaşadığı dönemde paranın önemini kestiremiyorum. Şu an avcumuzun içindeki ekranlar sebebiyle herkesin hayatını izleyebildiğimiz, çılgınca tüketime zorlandığımız, sürekli birileriyle kıyaslamalar yapıp “daha daha daha” istediğimiz bir dönemde yaşıyoruz. Gelin görün ki son yıllarda aklımda en çok yer eden eğitimdeki araştırmalar da diyor ki satın aldıklarımızın mutluluk seviyemize etkisi %10larda. Bu eğitim vesilesiyle hedonik adaptasyon konusu çok ilgimi çekmişti, tabii o zaman hedonizm kavramıyla ilişkisini düşünmemiştim.
Hedonik Adaptasyon
Felsefenin Tesellisi kitabından bağımsız olarak hedonik adaptasyon kısmını biraz açarsam; hedonik adaptasyon diyor ki;
İnsanlar “yeni standartlarına” süreç içerisinde adapte olur ve yeni referans noktaları bu standart olduğu için eski mutluluk seviyelerine geri dönerler. Dolayısıyla lotoyu kazananlar delicesine mutlu olmadığı gibi felç geçirenler de tahmin edildiği ölçüde mutsuz olmaz. Her iki taraf da bir süre sonra bu olayları yaşamadan önceki mutluluk seviyelerine geri dönerler.
Eğitim bu konuda onlarca araştırma sonucuna ve istatistiğe yer veriyor. Loto kazananlarla yapılan deneyler, evlenenlerle yapılan deneyler ve çok ilgi çekici sonuçları var.
♥ Eğitime göre mutluluk seviyemizi etkileyen konuların; %50’si genetik, %10’u para, iyi iş gibi faktörler, %40’ı ise eylemlerimizle ilgili.
Mutluluk İçin Edinilmesi Gerekenler
Tekrar kitaba dönersek Felsefenin Tesellisi, Epikurosçu felsefeye göre mutluluk için edinilmesi gerekenleri 3 maddede özetliyor;
1)Dostluk
Bazen çok yakın arkadaşlarımızla yanyana evlerde oturduğumuzu, aynı avluya bakan bir yerde yaşlandığımızı vs. hayal edip, konuştuğumuz olur. Epikuros bu fikri hayata geçiren filozoflardan biri. Atina’nın 4-5 km. uzağında bir bahçe satın alıp, dostlarıyla ve kendi ekip biçtikleriyle yaşamışlar.
Ünlü filozof bir avuç gerçek dostun, bir servetin bile kazandıramayacağı kadar çok sevgi ve saygı barındıracağını düşünüyor.
Dönem dönem mutluluk ile ilgili okumalar yapıp, bir şeyler dinliyorum. Genel olarak araştırmalar hem mutlu olmak için hem de uzun yaşam için sağlıklı bir sosyal çevrenin öneme sahip olduğunu gösteriyor. Bu noktada beni besleyen, geliştiren, birlikte vakit geçirmekten keyif aldığım ve sınırlarıma saygı duyan dostlara sahip olmak isterim sanırım. Hayatta pek çok şeyi seçemiyoruz, ama dostlarımızı seçebilmek güzel.
2)Özgürlük
Epikuros’un mutluluk felsefesinde özgürlüğün yeri büyük. Dostlarıyla birlikte, sevmedikleri patronlar için çalışmaktansa kendi ekip biçtiklerini yiyerek para yerine özgürlüklerini seçmişler.
“Bilge insan yemeğin çoğunu değil en lezzetlisini yemeye bakar” Epükuros’un dostu, Moneoseus.
Sorun şu ki günümüz dünyasında bir bahçe almak da hiç kolay değil, sağlıklı tarım yapmak da. 🙂 Ki kitabın son filozofu olan Nietzsche bu bahçe işlerini deneyip 3 hafta dayanabiliyor. Zira bitkiyle uğraşmak da herkesin harcı olan kolay bir konu değil. 🙂
“Başka bir dünya mümkün” evet, buna inanıyorum. Ama Moneoseus’un deyişiyle “en lezzetli yemeğe ulaşmak” günümüz dünyasında beni hippi bir yaşam tarzından ziyade Oscar Wilde’ın “bana lükslerimi verin gereksinimlerim olmadan da yaşarım.” sözüne götürüyor. Ki çok da severim bu sözü. Buradaki lüks kavramım marka kıyafetler almak, son model arabalara binmek, on odalı evlerde yardımcılarla oturmak, business uçup 5 yıldızlı otellerde kalmak değil. Herkesin lüks çerçevesi farklı. 🙂
Lucretius Şiiri
“Bedenimizin gereksinimleri aslında o kadar az ki; bedenimizden acıyı uzak tutalım, kendimize yeni zevkler bulalım yeter. Doğamız bundan başka bir şey istemez. Salonumuz gümüşlerle, altınlarla ışıl ışıl parlamasa, ud müziğinin yankılanacağı oymalı tavanlarımız olmasa ne olur? Oysa doğa bize ne lüksler sunar. İnsanlar dostlarıyla birlikte bir dere kenarında, çimenlerin üstünde, koca bir ağacın gölgesi altında oturup neredeyse hiç para harcamadan hoş vakit geçirip rahatlayabilirler. Hele de güneş parlıyorsa ve yılın o mevsiminde yeşil çimenlerin üzerinde çiçekler açmışsa, ne güzel.”
O kadar da albenisi olmayan yerlerde, yanımda çenem ağrıyana kadar güldüğüm insanlar ve midemde iyi yemeklerin olduğu çok kıymetli anılarım var. Bu iki küçük zevk, dünyanın en güzel şehirlerinde haz etmediğin kişilerle yanyana olmaktan kat kat iyi.
3)Düşünmek
Kitabın belirttiğine göre Epikuros, bahçesinde dostlarıyla birlikte bol bol düşünüp konuşarak ün yapmış. Epikuros ile birlikte yaşayanların çoğu yazarmış ve evlerinin bahçesinde hayata dair konuları irdelemek için bol bol vakitleri olmuş.
Günümüzde “overthinking” yani aşırı düşünme hastalığına hapsolmuş durumdayız. Epikuros ve arkadaşları gibi hayatın içindeki kavramları değil de gelecek ve geçmişi düşünüyoruz. Bu sebeple Descartes’ın “düşünüyorum öyleyse varım” cümlesinden hiç haz etmiyorum. Zaten kitabın Montaigne bölümünde, Sophokles’in “En mutlu yaşam düşünmeden geçirilen yaşamdır.” cümlesi de var.
Zen’deki, an’da kalma, şimdiyi yaşama, tüm dikkatini şu anda olan bitene verme bana en iyi gelen şey. Düşünüp durmanın hiçbir mutluluk getirisini görmediğim gibi bolca da kaygı, acı ve strese dönüşüyor.
“Yaşadığımız sorunu kağıda dökerek ya da birilerine anlatarak onu daha bir net kavrarız. Kavradıktan sonra da, sorunun kendisini olmasa bile, bize sıkıntı veren yanlarını, bizde yarattığı kafa karışıklığını, şaşkınlığı ortadan kaldırabiliriz.”
Doğal Ve Gerekli İstekler
Felsefenin Tesellisi, Epikuros’un arzularla ilgili doğal-gerekli yaklaşımını 3 kategoriye ayırmış;
- Doğal ve gerekli: Dostlar, özgürlük, düşünmek, yemek, barınacak yer, giysiler. (Aslında Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde piramidin temelini oluşturan basamaklar diyebiliriz.)
- Doğal ama gereksiz: Büyük bir ev, lüks banyolar, yemek davetleri, hizmetçiler. (Dünyanın en zengin insanlarından biri olan Warren Bufffet’in yıllardır aynı evde oturduğunu, Apple hediye ettikten sonra tuşlu telefon kullanmayı bıraktığını düşünürsek, gösteriş için varılan lüksle bize hizmet eden lüksler arasındaki ayrımı görebiliriz. )
- Ne doğal ne de gerekli: Ün ve güç. (Yaptığınız işler sonucunda kendiliğinden geliyorsa diyecek bir şey yok, ama Epikuros felsefesine göre ün ve statü için hırpalanıp durmak anlamsız)

Felsefenin Tesellisi – Seneca
Seneca daha önce Blog’da Seneca Okuyup İstifa Etmek ve Mutlu Yaşam Üzerine yazılarıyla yer verdiğim ve sevdiğim filozoflardan biri. Kitapta belki de Seneca cümlelerinin tamamının altını çizmiş olabilirim. 🙂 Ama bu yazıda %99’unu eledim.
Beklentiler
Seneca felsefesinde düşkırıklığı yaşamamak için beklentileri sıfırlamak var. Yağışlı havanın normal olduğu bir şehirde yaşıyorsanız, yağmur yağdığında düşkırıklığına uğrama ihtimaliniz düşük. Ama yazlık bir yere tatile gittiğinizde havanın güzel olmasını beklerken yağmur yağıyorsa, hiçbir kontrolünüz olmayan hava konusu bile sizi öfkelendirebilir.
Felsefenin Tesellisi bu noktada kontrol edemeyeceğimiz dış etmenlerle ilgili şu konuya değiniyor. Diyelim ki dışarıda bir inşaat gürültüsü var, “işçi beni öfkelendirmek için duvara vuruyor” sefilce bir yaklaşım, “işçi duvara vurduğu için ben öfkeleniyorum” bilgece bir yaklaşım. Çünkü işçi seni tanımıyor ve duvara vururken amacı işini tamamlamak, seni öfkelendirmek değil. Bunu hayatta bizi öfkelendiren, üzen, kıran tüm durum ve kişiler için uyarlayabiliriz.
Kontrolünde Olan Konulara Odaklanmak
Sonuçta ben inşaat gürültüsü, korna sesi, eşine sinirlenip durduk yere ortamda surat asan insanlar gibi gibi konulardan etkileniyorsam “olayın sebebi” çok da umrumda olmaz. Yani evin önünden geçen arabaların beni sinirlendirmek için korna çalmadığını kestirebiliyorum. Üç gram aklı olan herkes bunu düşünebilir zaten, filozof olmaya gerek yok. Fakat bunu bilmek hissettiğim rahatsızlığı değiştirmiyor.
Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı kitabı ile birlikte sadece kendi öz kontrolümün olduğu konulara odaklanmak ve “bu durum karşısında ben ne yapabilirim?”, “hangi seçimlerde bulunabilirim” diye düşünmek sürekli kendime hatırlatmaya çalıştığım bakış açılarından biri diyebilirim. Uçağım iptal mi oldu? Peki şimdi ben ne yapabilirim? İnşaat gürültüsü var ve çalışamıyor muyum? Peki bu durum için ben ne yapabilirim? Birisi bana hak etmediğim şekilde mi davranıyor? Peki şimdi ben ne yapabilirim?
Seneca Cümleleri
- Başımıza gelen şeyleri her zaman ahlaki açıdan değerli insanlar olup olmadığımıza göre açıklayamayız. Bize olanların hepsi ille de bizimle ilgili şeylerden kaynaklanmaz.
- Evet muhtemelen kötü şeylerle de karşılacağız, ama bunlar aslında korktuğumuz kadar da kötü şeyler değil.
- Bütün kaygılarından kurtulmak istiyorsan, korktuğun şeyin başına geldiğini düşün.
- Bilge kişinin kendine yetmesi demek hiç dostu olmadan yaşamak istemesi demek değil, dostları olmaksızın da yaşayabilmesi demektir.
- Asıl bilgelik, gerçekliği ne zaman kendi isteklerimize göre şekillendirebileceğimizi, değiştirilemeyecek olanı ise ne zaman sükunetle kabulleneceğimizi bilmektir.
- Kışın hava soğuk olur titreriz. Yaz gelince sıcak havada terleriz. Hava sıcaklığındaki zamansız değişimler insan sağlığını olumsuz etkiler, bu defa da hastalanırız. Bazı yerlerde vahşi hayvanlarla karşılaşırız; ya da bazen en vahşi hayvanlardan bile daha az zarar verici olan insanlarla… Ve bu akışı değiştiremeyiz… Kendisini bu kurala (doğanın kuralına) göre ayarlaması, buna uyması, bunu kabullenmesi gereken bizleriz. En iyisi değiştiremeyeceğin şeyi kabullenmektir.
- Hayatın bize getirdikleri için gözyaşı dökmeye ne hacet? Hayatın kendisine şöyle bir bakmak bizi gözyaşlarına boğmaya yetmez mi?
Felsefenin Tesellisi – Montaigne
Bedenin İhtiyaçları
Kitabın Montaigne kısmını epey eğlenceli buldum. 50 sayfalık içerikte “osuruk” konusuna o kadar çok değinilmiş ki yer yer “ne okuyorum ben yahu?” diye düşünmeden edemedim. (Montaigne bu tür kelimeleri kibarlaştırmadan kullandığı için yazar ve çevirmen de gaz çıkarmak yerine doğrudan osuruk tabiriyle konuya değinmiş. 🙂 )
Montaigne bedeni kontrol edemediğimize ve bedenin ihtiyaçlarının olur olmadık anlarda bizi zor durumda bıraktığına değinmiş. Ben kendi felsefemde “keşke her şeyi beden yönetse, zihin sadece ihtiyaç duyulduğunda devreye girse” yaklaşımındayım. “Zihnin bilmediğini beden biliyor.”, “Bedenimiz dünyadaki evimiz.” cümleleri en sevdiğim mottolar. Beden kendisi için en doğru olanı biliyor, sadece biz kulak arkası yapıyoruz. Yoksa saatlerce bir masada bilgisayara bakıp oturmak, kendini susuz bırakmak, aç bırakmak, yer yer tuvalete bile gitmemek hiç normal şeyler değil. Bunlara rağmen beden her daim iyileştirmeye, kendisini otomatik olarak koruma moduna almaya ve hayatta kalmaya odaklı.
Evet bir bedene sahibiz, ve aslında uyku düzenimiz, tuvalet düzenimiz, yaşam standartlarımız, aldığımız besinler, egzersiz düzeyimiz bu bedene göre şekillenmeli. Ama yapmıyoruz. Yine de kitabı okurken “dönemin şartlarında tuvaletlerin şimdiki kadar olmaması insanları zor durumlarda bırakmış olmalı” diye düşünmeden edemedim. 🙂
Montaigne Cümleleri
- Okumak beni çekildiğim bu inzivada avutuyor; hem aylaklığın ağırlığından hem de sohbetleriyle canımı sıkan misafirlerden kurtarıyor. Eğer çekilen acı, altından kalkamayacak kadar ağır değilse okumak acının açtığı yaraları da iyileştiriyor. Tatsız düşüncelerden kurtulmak için tek yapmam gereken kitaplara başvurmak.
- Sağlığım yerindeyken, güneşli güzel bir gün bana gülümserken tam havamdayımdır; ama ayak tırnaklarımdan biri batmayagörsün, o zaman benden alıngan, benden huysuz, benden çekilmez bir adam yoktur.
- En büyük kabalık insanın kendi varlığını hor görmesidir. Kendimizi iki parçaya bölmeye çalışmak yerine, bizi şaşkınlığa düşüren bedenimize karşı açtığımız iç savaşı sona erdirmeliyiz çünkü bedenimiz ne korkunç ne de küçük düşürücüdür; o, varoluşumuzun değişmez bir parçası olarak ölene kadar bizimle kalacaktır.
Felsefenin Tesellisi – Arthur Schopenhauer
Schopenhauer ile ilgili de daha önce Mutlu Olma Sanatı yazısını yazmıştım. Aslında pesimist bir filozof, ama Mutlu Olma Sanatı’nda bu yönü çok fazla yoktu.
Felsefenin Tesellisi şu cümlelerine de yer vermiş;
“Hiçliğin o keyifli dinginliğini yok yere bozan bir olay diye niyeleyebiliriz hayatımızı.”
“Şu gerçeği hep aklımızın bir köşesinde bulundurmalıyız: Her insan, bir kılıca ya da zehre uzanıp hayatını sona erdirmek isteyebileceği bir noktaya gelebilir; buna inanmayanlar, kaza, hastalık, şansın ya da havanın aniden dönmesi gibi olaylarla karşılaştıklarında yanıldıklarını hemen anlayacaklardır.”
En büyük zevkimiz takdir edilmektir; ama nedense, bizi takdir edenler takdirlerini ifade etmek konusunda pek de istekli davranmaz. Demek ki en mutlu insan, hangi yolla olursa olsun, kendini içtenlikle takdir etmeyi başarabilen insandır.
Felsefenin Tesellisi – Nietzsche
Blog’da son yazdığım yazılardan biri Nietzsche Sözleri’ydi. Seneca ile birlikte kitaptaki pek çok söylemini not aldığım bir filozof.
Keyif ile keyifsizliğin birbiriyle kardeş olduğu ve mutlu olmak için acılardan kaçmanın yanlış olduğuna dair görüşleri var.
Acı İle İlgili Nietzsche Cümleleri
- Eğer bir acıdan kaçınamıyorsak o acıyı çekmeyi öğrenmeliyiz. Dünyaya da, kendi yaşamımıza da armoni açısından bakarsak seslerin her zaman uyumlu olmadığını, bu armonik yapı içerisinde hoş tonların da sert tonların da, diyezlerin de bemollerin de duyulduğunu, bazı seslerin yumuşak ve rahatlatıcı ötekilerininse rahatsız edici olduğunu görürüz. Eğer bir müzisyen yalnızca bunların bazılarından hoşlanırsa nasıl şarkı söyleyebilir? Müzisyen bu ses ve tonların hepsini birden kullanmayı, bunları bir araya getirmeyi bilmelidir. Biz de yaşamımızdaki iyi ve kötü şeylere böyle bakabilmeliyiz; çünkü iyi şeyler de kötü şeyler de aslında aynı özdendir, bizim yaşamımıza aittir.
- Genel olarak bütün sıkıntıları yadsımak, bunların ortadan kaldırılması gereken şeyler olduğunu düşünmek en büyük ahmaklıktır. İnsanı ancak felakete götürür. Üstelik kötü hava şartlarını tümüyle ortadan kaldırmayı savunmak kadar da aptalcadır.
- Acı çekmeyi reddediyor, kendi acına bir saat bile katlanamıyorsan, çekebileceğin bütün sıkıntıları önlemeye çalışıyorsan; acıyı, hoşnutsuzluğu nefret edilecek, kötücül, yok edilmesi gereken şeyler olarak algılıyor, bunları yaşantının kusurları gibi görüyorsan, o zaman rahatlık dinine inanıyorsun demektir. Siz rahatlık düşkünleri, insan mutluluğuyla ilgili ne az şey bilirsiniz. Mutluluk mutsuzluğun kardeşi, hatta ikizidir. Bu ilişki ya bir arada büyür, ya da sizin yaşantınızda olduğu gibi hiç büyümez, hep küçük kalır.
- Mutluluğa ulaşmanın, yaşamdan tatmin olmanın yolu, acıdan sakınmak değil, acıyı doğal bir şey, iyi olana erişmek için çabalarken karşımıza mutlaka çıkacak bir basamak olarak görmekti.
***
Her ne kadar Nietzsche’nin acı ile ilgili söylemlerine katılsam da yaşamına baktığımda çektiği onlarca acının mutluluğu için pek de basamak olduğunu düşünmüyorum. Montaigne’in,
“Bence doğru kişilerin, denklerin birbirini bulduğu dostluktan değerlisi yoktur. Evet! Bir dost! Bir dostla sık sık görüşmenin sudan daha serinletici, ateşten daha gerekli olduğunu anlatan eski bir söz ne kadar da doğrudur.”
Ve Epikuros’un kurduğu sağlam sosyal çevre düzeninin yoksunluğunu hissediyorum nedense Nietzsche ile ilgili bir şeyler okuduğumda.
Acıdan kaçmak ne kadar yanlışsa, acıyı yüceltmek de bir o kadar yanlış hissettiriyor bana. Evet, yaşamın içinde acılar var; ama bazen o kör karanlığa gömülüp yanlış seçimleri devam ettirerek acıyı daha da arttırabiliyoruz.
***
Ve böylelikle uzun bir yazıyı noktalıyorum. Çok kısa sürede yeni yazılarla görüşmek üzere! 🙂
Soru ve görüşleriniz için; İletişim sayfasından ya da yorum kısmından bana ulaşabilirsiniz.


Biraz da siz kar(g)alayın!